Konu Başlıkları
Yükleniyor...

Sade Dil Kurallarının Türkçe Web Metinlerinde Tutmayan Yanı

Türkçede Okunabilirlik: Kelime Saymak Yerine Neye Bakmalı

Web metinlerinde sade dil tavsiyeleri birbirinin kopyası: kısa cümle kur, jargon kullanma, aktif ses seç. Listeler doğru görünüyor, ama neredeyse tamamı İngilizce metinler üzerinde kalibre edilmiş eşiklerden oluşuyor ve Türkçeye taşındığında ölçü kayıyor. Sadeleştirmenin kendisi tartışmalı değil; kaç kelimeye ve hangi skora bakılacağı tartışmalı.

Kısa cümle, sade cümle demek değil

En çok tekrarlanan kural şu: cümlen yirmi kelimeyi geçmesin. Bu eşik İngilizceden geliyor ve Türkçede doğrudan karşılığı yok. Türkçe eklemeli bir dil, İngilizcede beş ayrı kelimeye dağılan bilgi burada tek bir çekimli fiile sığıyor. Yirmi kelimelik bir Türkçe cümle, yirmi kelimelik bir İngilizce cümleden belirgin biçimde daha fazla iş taşır; eşiği olduğu gibi almak metni gereğinden fazla parçalar.

Okuru yoran şey kelime sayısı değil, yüklemin bekletilmesi. “Yapılan analizler ışığında, kullanıcı deneyimini iyileştirmek adına bir dizi düzenlemenin hayata geçirilmesi kararlaştırılmıştır” cümlesinde okur ana eylemi öğrenmek için sona kadar gidiyor. “Analizler sonucunda şu düzenlemeleri yaptık” aynı bilgiyi taşıyor ve yüklem üçüncü kelimede. Kelime saymak yerine yüklemin nerede durduğuna bak.

Jargon kime göre

“Terminolojiden kaçın” tavsiyesi, hedef kitlesi belirsiz metinler için yazılmış. Kitlesi belliyse tersi geçerli. Bu sitenin okuru bilişsel yükün ne olduğunu biliyor; ona kavramı baştan anlatan bir paragraf sadeleştirme değil, yavaşlatmadır. Terim ancak metnin kendi iddiası o tanıma dayanıyorsa tanımlanır.

Asıl problem jargonun varlığı değil, süsün varlığı. “İmplementasyon” kelimesi teknik bir ekip için hiçbir engel çıkarmaz. “Maksimum fayda sağlayıcı çözüm” ise hiçbir kitleye bir şey söylemez. Ayrım şurada duruyor: terim bir şeye işaret ediyor mu, yoksa sadece ciddi mi duruyor.

Okunabilirlik skoru Türkçede neyi ölçüyor

Flesch-Kincaid ve türevleri kelime başına hece ile cümle başına kelimeyi kullanır, katsayıları da İngilizce metinler üzerinde belirlenmiştir. Türkçede kelime başına hece ortalaması yapısal olarak daha yüksek, çünkü ekler heceyi büyütüyor. Aynı formülü Türkçe bir metne uyguladığında metin olduğundan zor görünür. Skoru yükseltmeye çalışırsan dili değil, formülün cezalandırdığı yapıları kovalamış olursun.

Türkçe için uyarlanmış formüller var; Ateşman'ın 1997'de önerdiği katsayılar bu işi İngilizce eşiklerden daha tutarlı yapıyor. Ölçüm de karmaşık değil: Türkçede hece sayısı ünlü sayısına eşit olduğu için metindeki ünlüleri saymak yeterli.

Yine de beş kişilik bir koridor testini herhangi bir okunabilirlik skorundan daha güvenilir buluyorum. Skor, kimsenin takılmadığı bir cümleyi zor sayabilir. Test ise formülün hiç göremediği bir yerde insanların cümleyi ikinci kez okuduğunu gösterir.

Pratikte sadeleştirme

Sadeleştirme yazma işi değil, düzeltme işi. Sırası genellikle şöyle yürüyor:

  1. Taslağı serbest yaz, bu aşamada hiçbir kurala bakma.
  2. Her paragrafın ilk cümlesini oku; o cümle paragrafın işini yapmıyorsa paragraf gereksiz.
  3. Yüklemi sona itilmiş cümleleri işaretle, özneyi ve eylemi başa al.
  4. Sildiğinde anlamı değişmeyen kelimeleri sil: çok, oldukça, gerçekten, aslında.

Dördüncü adımın küçük bir tuzağı var. Bu kelimeler bazen gerçekten iş yapıyor. “Oldukça hızlı” ile “hızlı” arasında fark vardır, ve o farkı kural gereği silmek metni sadeleştirmez, yanlışlar.

Bir örnek

E-ticaret sitelerinin ödeme güvenliği sayfaları iyi bir vaka. Çoğu, şifreleme protokollerinin adını ve anahtar uzunluğunu sıralıyor. Sade hali şuna benzer: “Kart bilginiz bize ulaşmıyor. Ödeme adımında bilgiler doğrudan bankanın sistemine gidiyor, bizim sunucumuzda saklanmıyor.” İkinci metin daha kısa olduğu için değil, okurun asıl sorusuna cevap verdiği için daha iyi. Okur şifreleme standardını sormuyor, kartına ne olacağını soruyor.