Konu Başlıkları
Yükleniyor...

Kullanılabilirlik Kültürü Kendiliğinden Olgunlaşmaz

UX Olgunluğu: Erken Dönem Taktikleri ve Ölçüm Tuzağı

Kurumlarda kullanılabilirlik çalışması genelde birkaç kişinin asıl işinin yanında yürüttüğü gönüllü bir çabayla başlar. Sonrası ikiye ayrılır: ya süreçlerin içine yerleşir ya da o kişiler şirketten ayrıldığında iz bırakmadan kaybolur. Farkı yaratan, ekibin yeteneğinden çok hangi aşamada hangi taktiğin kullanıldığı. Erken dönemde işe yarayan yöntemlerin çoğu kurum büyüdükçe yetersiz kalır, tersi de geçerli.

Erken dönemde amaç kanıt üretmektir

Henüz kimsenin UX'e bütçe ayırmadığı bir şirkette elinizde iki şey vardır: az zaman ve kimsenin itiraz etmediği küçük bir alan. Bu aşamada beş kişiyle yapılan yarım günlük bir test, aylar sürecek bir saha araştırmasından daha çok iş görür, çünkü amaç doğru cevabı bulmak değil, tartışmayı başlatacak bir bulgu çıkarmak.

Klasik tavsiye burada kullanılabilirlik laboratuvarı kurmaktır. Oysa lab kurmak bir bütçe talebidir ve UX'in henüz karşılığını göstermediği bir noktada istenecek ilk şey olmamalı. Ekran paylaşımıyla yapılan uzaktan moderasyonlu bir test, aynı bulguları sıfır donanım maliyetiyle verir.

Yöneticiye sunulan bir geri dönüş hesabını, o yöneticinin kendi ürününde takılıp kalan bir kullanıcının on dakikalık kaydından daha zayıf bir kanıt sayarım. İlkine itiraz edilir, varsayımları tartışılır; ikincisi odadaki herkesi susturur.

Geri dönüşü sonradan hesaplayamazsınız

Olgunluk tavsiyelerinin çoğu şöyle ilerler: başlangıçta benchmark ve karşılaştırmalı ölçümlerle uğraşmayın, sonraki aşamada yatırımın geri dönüşünü verilerle belgeleyin. Bu iki cümle birbirini götürüyor. Geri dönüş hesabı, öncesi ve sonrası olan bir sayı ister. Erken dönemde hiçbir şey ölçülmediyse iyileştirmenin etkisini gösterecek karşılaştırma noktası da yoktur; geriye “eskiden daha kötüydü” demek kalır, bu da bir ölçüm değil.

Çözümü pahalı değil. Dokunduğunuz her akış için tek bir sayıyı, değişiklikten önce kaydedin:

  • O akışa ait destek talebi sayısı. Zaten kayıtlı, kimseden izin istemeniz gerekmez.
  • Formun doğrulama hatasıyla döndüğü istek sayısı. Çoğu sistemde tek bir log sorgusu.
  • Testte görevi tamamlayan katılımcı oranı, beş kişiyle bile olsa.

Bu sayılar istatistiksel olarak güçlü değil. Ama altı ay sonra yapacağınız sunumun tek gerçek dayanağı onlar olacak.

Olgunluk seviyeleri yol haritası değil, sonradan yapılmış bir tarif

Olgunluk modelleri kurumları bireysel çabadan kurumsal kültüre uzanan düz bir çizgide gösterir. Gerçekte bu çizgi düz ilerlemez. Bir yeniden yapılanma, UX biriminin bağlı olduğu yöneticinin değişmesi ya da tek bir kötü çeyrek, üç yılda kazanılanı geri alabilir. Model geriye bakıp durumu tarif etmekte iyidir, ileriye dönük bir plan olarak zayıf.

Kültürün kendisi de doğrulanamayan bir iddia. “Ekipler artık kullanıcıyı düşünüyor” cümlesini kimse yanlışlayamaz. Doğrulanabilen şey, tanımın içine giren adımlardır: tasarım incelemesinden geçmeyen bir arayüz sürüme çıkamıyorsa ortada kültür değil kapı vardır, kapılar da insanlar ayrılınca yerinde kalır.

Geriye ne kalır

Eğitimler, paylaşım toplantıları ve kurum içi duyurular katılan kişiyle birlikte gider. Kalıcı olan iki şey var: birinin gerçekten açıp baktığı yazılı standartlar ve teslim sürecine eklenmiş bir adım.

Maliyet tarafı da bunu destekler. Tasarım aşamasında bir akışı değiştirmek bir dosyayı değiştirmektir. Aynı akış yayına çıktıktan sonra değişirse yanında veri taşıma, eski davranışa göre yazılmış testler ve alışkanlığı bozulan kullanıcılar gelir. Kullanılabilirlik çalışmasını öne çekmenin en sağlam savunması kültürel argümanlar değil, bu maliyet farkı.