Kullanılabilirlik Kuralları Neden Eskimez, Ne Zaman Yer Değiştirir
Otuz yıl önce yazılmış kullanılabilirlik rehberlerinin çoğu bugün hâlâ iş görüyor, çünkü donanımı değil insanı tarif ediyorlar. Ama “hiçbiri eskimiyor” demek de doğru değil. Bazı maddeler gerçekten öldü, bazıları öldü sanılıp başka bir bileşene taşındı, ve bu ikisini ayırmadan eski bir rehberi bugünkü ekrana çeviremezsiniz.
Bir kural neden hayatta kalır?
Bir maddenin dayanıklılığı, yazıldığı dönemin teknolojisiyle değil neye tutunduğuyla ilgili. “Sistem ne yaptığını kullanıcıya göstersin” kuralı 1970’lerin terminalinde de geçerliydi, bugünkü tek sayfalık uygulamada da geçerli, çünkü dayanağı ekran değil: insan, bir saniyeden uzun süren sessizlikte sistemin takıldığını varsayar ve tekrar tıklar.
Elinizdeki herhangi bir rehber maddesini tek soruyla sınayabilirsiniz. Bu kural hangi insan sınırına dayanıyor? Cevap kısa süreli belleğin darlığı, dikkatin bölünmesi ya da hatayı fark etme süresi gibi bir şeyse, kural kalıcıdır; bu sınırlar yeni bir cihaz çıktı diye gevşemiyor. Cevap “çünkü o dönemde ekranlar 80 karakter genişliğindeydi” gibi bir cihaz özelliğiyse, madde cihazla birlikte gider.
Sadelik, tutarlılık, anlık geri bildirim ve hatadan kolay dönüş maddelerinin hepsi birinci gruba giriyor. Bu yüzden onları her yeni platformda yeniden keşfediyoruz.
“Eskidi” denen kuralların çoğu ölmedi, yer değiştirdi
Eski rehberlere bakıp bir maddeyi geçersiz ilan etmek kolay. İşlevsel tuşlara komut atama maddesi iyi bir örnek: F tuşlarına özel görev veren arayüz neredeyse kalmadı, madde ölü görünüyor. Oysa maddenin söylediği şey F tuşu değildi, sık kullanılan komuta fareye uzanmadan erişmekti. Bugün aynı ihtiyacı komut paleti karşılıyor. VS Code’da, Slack’te ve benzeri araçlarda Ctrl+K ya da Cmd+K ile açılan o kutu, kırk yıllık maddenin yeni kılığından başka bir şey değil.
Ekran kimlikleri için de durum aynı. Eski sistemlerde her ekranın köşesinde bir kod dururdu, destek ekibi telefonda “köşedeki numarayı okur musunuz” derdi. O işi bugün URL yapıyor. Tek sayfalık uygulamanızda adres çubuğu kullanıcı nereye giderse gitsin aynı kalıyorsa, modern bir arayüz yapmış olmuyorsunuz; gerekçesini okumadan bir kullanılabilirlik maddesini atmış oluyorsunuz. Sonucu da tahmin edilebilir: kullanıcı gördüğü şeyin linkini paylaşamaz, geri tuşu tahmin edilemez davranır, destek kaydında “hangi ekrandaydınız” sorusunun cevabı olmaz.
Yani bir maddeyi emekliye ayırmadan önce, dayandığı ihtiyacın bugün hangi bileşende karşılandığını bulun. Karşılığı yoksa madde eskimemiştir, siz atlamışsınızdır.
Ölçülmeyen geri bildirim tartışması
Geri bildirim kuralı en çok atlanan madde, çünkü “yeterince hızlı” genelde sezgiyle tahmin ediliyor. Bunu ölçmek için araç satın almana gerek yok: tıklama anı ile arayüzde ilk görünür değişiklik arasına performance.now() ile iki satır koyarsın, bir öğleden sonra topladığın sayı hangi ekranların eşik dışında kaldığını söyler. Eşikler de tartışmalı değil. 100 milisaniyenin altı anlık hissedilir. Bir saniyeye kadar kullanıcının akışı bozulmaz ama gecikmeyi fark eder, o yüzden bir gösterge işe yarar. On saniyeyi aşan her işlem kullanıcıyı başka sekmeye götürür; geri döndüğünde nerede kaldığını ona hatırlatmak sizin işiniz.
Formlarda aynı sınav
Etiketi yer tutucu metne gömen tasarımlar, alan doldurulmaya başlandığı anda etiketi siler. Kullanıcı üç alan aşağıda durup yukarıya dönmek istediğinde elinde yalnızca kendi yazdığı değer kalır, o değerin neyin cevabı olduğu kalmaz. Bunu görmek için kullanıcı testi kurmaya bile gerek yok, kendi formunuzu yarım doldurup on dakika bırakın.
Erişilebilirlik tarafında da durum benzer şekilde ölçülebilir: kontrast oranı bir görüş meselesi değil, hesaplanan bir sayı. Tasarım tartışmalarının önemli bir kısmı, tarafların elinde ortak bir sayı olmadığı için uzuyor.