Arayüz Standartları: Nerede Uymalı, Nerede Ayrılmalı
Arayüzlerin birbirine benzemesi tasarımcı tembelliği değil, çoğu durumda doğru karar. Kimse sepet simgesini aramak için vakit harcamak istemiyor. Asıl soru, elinizdeki sınırlı özgünlük bütçesini nereye harcayacağınız.
Jakob yasası ne diyor, ne demiyor
Kural basit: kullanıcılar zamanlarının büyük kısmını başka sitelerde geçirir, dolayısıyla sizin sitenizin de onlar gibi çalışmasını bekler. Buradan çıkan sonuç "hiç yenilik yapma" değil. Çıkan sonuç şu: her sapma kullanıcıya bir öğrenme maliyeti çıkarır ve bu maliyetin karşılığında somut bir şey almanız gerekir.
Menünün yeri, sepet simgesi, formun altındaki gönder düğmesi. Bu üç yerde yapılan yenilik neredeyse hiçbir zaman kendini geri ödemiyor. Kullanıcı sizin çözümünüzü öğrenmek zorunda kalıyor ve öğrendiği şey başka hiçbir yerde işine yaramıyor.
Sapmanın faturası nereye çıkıyor
Tarayıcının kendi bileşenini, elde yazılmış özel muadilinden daha güvenilir buluyorum, ve bu bir zevk meselesi değil. Yerleşik bir açılır listede klavye gezinmesi, ekran okuyucu desteği ve mobil işletim sisteminin kendi seçicisi hazır gelir. Özel bileşende bunların hepsini siz yazarsınız: uygun rol ve aria nitelikleri, ok tuşlarıyla gezinme, odağın listeye girip çıkması, dışarı tıklandığında kapanma, ekran altına taşan listenin yukarı açılması.
Sonra kütüphane sürümü değişir ve bu davranışların tamamı yeniden test edilir. Yani "özel tasarlanmış açılır liste" bir görsel karar gibi görünür, pratikte kalıcı bir bakım kalemidir. Standart bileşeni seçmek erişilebilirliğin yarısını bedavaya almak demek.
Bu, hiçbir zaman özel bileşen yazılmaz anlamına gelmiyor. Yerleşik bileşenin gerçekten yetmediği durumlar var, örneğin çok seçimli ve aranabilir listeler. Ama kararı verirken maliyeti tasarım aşamasında masaya koyun, uygulamaya geçtikten sonra değil.
Farklılaşmanın hâlâ karşılığını verdiği yerler
Üst düzey gezinme etiketlerinde yaratıcılık aramayın. Ziyaretçi "Hakkımızda" ve "İletişim" arıyor, sizin bulduğunuz şiirsel karşılığı değil. Ayrım o etiketlerin altındaki yapıda kuruluyor: hangi bilgiyi kaç tıkla veriyorsunuz, karşılaştırma yapmak isteyen kullanıcı iki sekme açmak zorunda mı kalıyor.
İkinci alan içerik. Ürün açıklamasının tedarikçi metninin kopyası olup olmadığı, sık sorulan sorunun gerçekten sorulan bir soruya cevap verip vermediği. Üçüncüsü hız. Tasarım tercihi gibi görünmez ama kullanıcının en net hissettiği fark açılma süresidir, ve orada kazandığınız yarım saniye hiçbir görsel yenilikle telafi edilemez.
İçeriğiniz sizin sayfanızın dışında da görünüyor
Bir yazı artık yalnızca kendi sayfasında okunmuyor. Arama sonucundaki özet, paylaşım kartı, e-bülten bloğu, hepsi metnin ilk cümlelerini kendi bağlamına taşıyor. Bu yüzden başlık ve giriş paragrafı, sayfanın geri kalanı olmadan tek başına ayakta durmalı. Girişi "bu yazıda ele alacağız" diye açan bir metin, kart görünümünde hiçbir şey söylemeyen bir kutuya dönüşüyor.
Mobilde standart daha da sıkı
Ekran küçüldükçe deneme yapma alanı da küçülüyor. Masaüstünde tolere edilen alışılmadık bir gezinme, telefonda doğrudan terk sebebi oluyor, çünkü kullanıcı keşfetmek için değil belirli bir şeyi almak için orada. Mobilde tek işiniz, birincil eylemi parmakla ulaşılabilir bir yere koyup gerisini yolun dışına çekmek.