Konu Başlıkları
Yükleniyor...

Web Metnini Kısaltmak: Neyi Sil, Nerede Dur

İçerik Kısaltmanın Sınırı ve Ölçümü

Metni kısaltmak kelime saymak değil, okuyucunun ekranda harcayacağı dikkati bütçelemek. Kısaltma tavsiyelerinin çoğu neyi sileceğini anlatır, nerede duracağını anlatmaz; zor kısım orasıdır. Aşağıda silinebilir olanı, kısaltmanın anlamı bozduğu sınırı ve kısalığın arayüzde neye mal olduğunu ayrı ayrı ele aldım.

Okunmayan metin, silinecek metin demek değil

"Kullanıcılar sayfadaki metnin ancak beşte birini okuyor" cümlesi doğru, ama ondan çıkarılan sonuç çoğu zaman yanlış. Nielsen Norman Group'un ölçümü okuma süresinin metin uzunluğuyla doğrusal artmadığını gösteriyor: sayfaya eklenen her yeni bölüm, eklendiği oranda okunmuyor. Bu, metnin beşte dördünü silebileceğin anlamına gelmez. Kullanıcı sayfayı tarar ve aradığı yeri bulunca orayı okur. Yani sorun uzunluk değil, taranabilirlik.

Buradan çıkan iş şu: metni kısaltmadan önce yapısını düzelt. Başlıklar gerçekten altındaki içeriği anlatıyorsa, kullanıcı zaten ilgilenmediği bölümü atlar ve o bölümün varlığı ona bir şey kaybettirmez. Yapısı bozuk bir metni kısaltmak, kaybı yalnızca hızlandırır.

Silinebilir olan

Her metinde önce giden şeyler bellidir. Isınma paragrafı, yani asıl konuya gelmeden önce konunun ne kadar mühim olduğunu anlatan giriş. "Bu yazıda şunları ele alacağız" tipindeki içindekiler cümlesi; başlıklar zaten orada duruyor. Aynı fikrin ikinci turu, farklı kelimelerle. Anlam katmayan zarflar. Bir de sonda beliren, hiçbir yeni bilgi taşımayan özet bölümü.

Pasif kurulumları aktife çevirmek metni hem kısaltır hem netleştirir, çünkü pasif cümle çoğu zaman eylemin öznesini gizler. "Formun doldurulması gerekmektedir" cümlesinde kimin dolduracağı belirsiz kalır; "Formu doldur" hem üç kelime kısadır hem sorumluyu söyler.

Kısaltmanın durduğu yer

Kısaltma, bilgi yoğunluğunu artırdığı sürece iyidir. Bilgiyi eksilttiği anda kötüdür ve ikisinin arasındaki çizgi kelime sayısıyla ölçülmez.

En riskli yer talimat metinleri. Bir adım listesinde "yalnızca yönetici hesabıyla" gibi bir koşulu kısalık uğruna atmak, okuyucuya iki dakika kazandırıp on dakika kaybettirir; üstelik kaybı destek ekibine fatura eder. Sayılar, sınırlar, istisnalar ve hata durumları kısaltmanın kapsamı dışındadır. Onların yerine sıfatları, tekrarları ve bağlayıcı dolgu cümlelerini kes.

Aynı şey uzmanlık düzeyi için de geçerli. Okuyucunun bildiği bir kavramı yeniden tanımlamak metni uzatır ve okuyucuyu yavaşlatır, ama bildiğini varsaydığın kavram gerçekten herkesçe bilinmiyorsa kısalık anlaşılmazlığa dönüşür. Karar, kitleyi tahmin etmekle değil, aynı metnin iki kullanıcıyla test edilmesiyle verilir.

Kısalık arayüzde bir tasarım kararıdır

Metin bir belgede değil, bir bileşenin içinde yaşıyor. Kart başlığı iki satıra göre tasarlanmışsa, üç satıra taşan başlık kartın yüksekliğini bozar, ızgarayı kaydırır ve düzeltmesi metni yeniden yazmaktan pahalıya gelir. Bu yüzden başlık alanını ortalama örnekle değil, arşivdeki en uzun gerçek veriyle doldur; kırılan yeri üretimde değil tasarım aşamasında görürsün.

Tersi de var. Sistem metni sonundan kırpıyorsa, kırpma noktasından önceki kısım tek başına anlamlı olmalı. Ayırt edici bilgiyi cümlenin sonuna koymak, listede birbirinin aynısı görünen on satır üretir. Bir arayüz metnini yazarken ilk üç kelimenin ne söylediğine bak, çünkü listede görünen çoğu zaman odur.

Sonucu nasıl ölçersin

Kelime sayısı bir ölçüt değil, bir yan çıktı. Kısaltmanın işe yarayıp yaramadığını üç şey söyler: kullanıcının belirli bir bilgiyi bulma süresi, beş saniyelik tarama testinden sonra sayfanın ne hakkında olduğunu doğru anlatabilme oranı, ve o sayfanın konusuyla ilgili gelen destek sorusu sayısı.

Üçüncüsü en az sevilen ama en dürüst ölçüt. Destek kayıtları, metnin hangi noktada okuyucuyu yarı yolda bıraktığını tahminlerden daha net gösterir. Sayfayı kısalttıktan sonra o kayıtlarda aynı soru artmaya başladıysa, kısaltma değil budama yapmışsındır.