Konu Başlıkları
Yükleniyor...

Bilgisayar Tarihinde Kullanıcı Kontrolü Düz Bir Çizgi Değil

Ana Bilgisayardan Buluta: Kontrol, Geri Bildirim ve Geri Alma

Bilgisayarlar oda büyüklüğünden cebe indi, bu doğru. Ama bu tarihten genelde çıkarılan sonuç, kullanıcının sistem üzerindeki kontrolünün adım adım arttığı, tartışmaya açık. Kontrol bazı yerlerde arttı, bazı yerlerde sessizce geri alındı. Tasarım açısından asıl bakılacak yer de orası.

Asıl değişen kapasite değil, geri bildirim süresi

Delikli kart döneminde iş şöyleydi: kartları hazırla, operatöre ver, sonucu birkaç saat ya da ertesi gün al. Hata varsa nerede olduğunu çıktıdan geri çözmek gerekirdi. Zaman paylaşımlı terminaller bu döngüyü dakikalara, grafik arayüzler saniyenin altına indirdi.

Bu tek başına kontrol değil ama kontrolün önkoşulu. Geri bildirim yeterince hızlıysa kullanıcı denemeye başlıyor, denedikçe sistemin zihinsel modelini kuruyor. Yavaş sistemde kimse denemez, herkes önce sorar. Bugün üç saniyede yüklenen bir panel, kullanıcıyı 1970'lerin davranışına geri döndürüyor: dokunmadan önce emin olmak isteme.

Kişisel bilgisayarda artan neydi

Kişisel bilgisayar dönemine atfedilen kontrol somut şeylerden oluşuyordu. Dosya sistemi görünürdü, bir programı kurmak ve kaldırmak kullanıcının kararıydı, belge kendi diskinde dururdu, sürüm kullanıcı istemedikçe değişmezdi. Arayüz tarafında karşılığı da vardı: menüler tüm komutları listeler, durum çubuğu ne olduğunu söylerdi.

Bunun bedeli de vardı. Her şeyi yönetme hakkı, her şeyi yönetme yükümlülüğü demekti; sürücü, yedek, disk alanı kullanıcının işiydi.

Sonra bir kısmı geri alındı

Son on beş yılda bu kazanımların birçoğu geri verildi. Uygulama mağazası neyin kurulacağına karar veriyor, güncellemeler sorulmadan geliyor, içerik akışını sıralayan mantık kullanıcıya gösterilmiyor, veri kullanıcının bilmediği bir sunucuda duruyor. Kullanılan uygulamanın sürümünü seçmek çoğu platformda artık mümkün değil.

Bunların hepsi kötü değil. Otomatik güncelleme, güvenlik açıklarının kapanma hızını kullanıcı disiplinine bırakmaktan çok daha iyi sonuç veriyor; kimse kendi yedeğini düzenli almıyor. Mesele takasın adının konmaması. "Teknoloji kullanıcıya sürekli daha fazla güç veriyor" cümlesi bu takası görmüyor, gördüğünde de kolaylık lehine sessizce geçiştiriyor.

Tasarımcı açısından soru şu hale geliyor: kontrolü aldıysanız, karşılığında görünürlük veriyor musunuz? Otomatik güncelleme yaptıysanız neyin değiştiğini söyleyin. Akışı sıraladıysanız neye göre sıraladığınızı söyleyin. Kararı kullanıcıdan almak bir şey, kararı gizlemek başka şey.

Geri al düğmesinin gerçek maliyeti

Bir arayüzün kullanıcıya gerçekten hâkimiyet verip vermediğini iki soru ölçer: yapılan iş geri alınabiliyor mu, ve sistem az önce ne yaptığını söylüyor mu. Geri alma yoksa kalan her şey süs.

Burada tasarım tarafının sık atladığı bir sınır var. Düğmeyi koymak yarım günlük iş, düğmenin arkasını doldurmak öyle değil. Geri alınabilir bir işlem, her eylemin tersinin veri katmanında tanımlanmış olmasını gerektiriyor: silinen kaydın gerçekten silinmemesi, ilişkili satırların durumu, ödeme ya da e-posta gibi dışarıya çıkmış işlemlerde tersinin zaten mümkün olmaması. Tasarım bunu akış şemasına bir ok olarak çizip geçiyor, ekip sprint ortasında maliyeti görüyor ve geri alma "emin misiniz?" diyaloğuna dönüşüyor. O diyalog geri alma değil, sorumluluğun kullanıcıya devri.

Geri alınabilirlik kararını en başta, veri modeli konuşulurken masaya koyun. Sonradan eklenen geri alma özelliği ya hiç gelmiyor ya da yarısı çalışıyor.

2034 tahminlerine bakarken

Donanım tahminleri bu tür yazılarda hep aynı şekilde kuruluyor: son kırk yılın eğrisi alınıyor, düz bir çizgiyle uzatılıyor, petabaytlarca bellek çıkıyor. Eğri düz değil. Moore'un gözlemi transistör sayısıyla ilgiliydi, hızla değil; tek çekirdek başına saat hızındaki artış 2000'lerin ortasında Dennard ölçeklemesinin sonuyla birlikte durdu, kazanç o tarihten beri paralellikten ve özelleşmiş işlemcilerden geliyor. Bunlar programcının nasıl yazdığına bağlı kazançlar, kendiliğinden gelmiyor.

Kullanıcı deneyimi açısından daha can alıcı olanı şu: kapasite arttıkça arayüzler hızlanmadı. Donanım kat kat güçlenirken uygulamalar aynı oranda ağırlaştı, açılış süreleri belirgin biçimde iyileşmedi. Kapasite tahmini deneyim tahmini değil.

Elli yıldan geriye kalan

Bu tarihten çıkan kalıcı şey "kullanıcıya daha çok güç" değil, ondan daha dar ve daha kullanışlı iki ilke: sistemin durumunu görünür kılmak, yapılanı geri alınabilir kılmak. Nielsen'in sezgisellerinde ilk iki maddenin bunlar olması tesadüf değil; ana bilgisayar terminalinden mobil uygulamaya kadar değişmeyen tek şey bunlar oldu.

Geri kalan her şey, kimin neye karar verdiği dahil, dönemin teknik ve ticari koşullarına göre ileri geri gidiyor. Bir sonraki platform kullanıcıdan bir şey daha alacak. Alması sorun değil; aldığını söylememesi sorun.