Kurulum İstemeyen Cihazlar ve Komutsuz Arayüz Tasarımı
Bazı cihazlar kullanıcıdan hiçbir komut beklemez. Kişi her zamanki işini yapar, cihaz bunu kaydeder, kayıt uzaktaki birine gider. 2000'lerin başında Japonya'da satışa çıkan i-pot bunun en bilinen örneği: sıradan bir sıcak su termosu, içinde kablosuz bir modem, her su ısıtışta aileye giden bir satır veri.
“Sadece Fişe Tak” Ne Demek
Kablosuz kurulumun kolaylığı tanıtımlarda tek cümleye iner: fişe takın, cihaz internete bağlansın. Bu cümlenin arkasında bir tasarım kararı var ve karar, cihazın hangi ağa bağlandığıyla ilgili.
Wi-Fi ile bağlanan bir cihaz kullanıcıdan iki bilgi ister: ağ adı ve parola. Ekranı olmayan bir cihazda bu bilgiyi almanın kolay yolu yoktur. Telefonla geçici bir ağa bağlanma, QR okutma, sesli eşleştirme; hepsi kullanıcıya yeni bir adım öğretir. Modem değiştiğinde de aynı adım baştan tekrarlanır. İçinde kendi SIM'i olan hücresel bir cihazda ise soracak bir şey kalmaz, ağ zaten cihazın içindedir.
Yani kurulum ortadan kalkmadı, yer değiştirdi. Kullanıcıdan alınan iş, üreticinin abonelik ve enerji bütçesine geçti. Yaşlı bir kullanıcı için doğru takas da bu: parola sormayan cihaz, aylık maliyeti biraz yüksek olsa bile kurulum sırasında kaybedilmemiş kullanıcı demektir.
Komutsuz Arayüz
Arayüz denince akla ekran, buton, menü gelir. Kullanıcı bir şey ister, sistem cevap verir. Komutsuz arayüzde bu döngü yoktur; kullanıcı sisteme bir şey söylemez, sistem kullanıcıyı gözlemler ve çıkarım yapar.
i-pot tam olarak böyle çalışıyor. Termosu dolduran kişi hiçbir tuşa basmaz, hiçbir uygulamaya girmez, cihazın çevrimiçi olduğunu düşünmez bile. Cihaz iki şey kaydeder: su ne zaman ısıtıldı, ne zaman kullanıldı. Bu kayıtlar günde birkaç kez uzaktaki aileye özet halinde gider.
Buradaki asıl hamle cihazı akıllandırmak değil, ölçüm noktasını zaten var olan bir alışkanlığın üstüne koymak. Yaşlı bir kişiye yeni bir cihaz kullanmayı öğretmek zordur, ama her sabah çay demlemeyi öğretmeye gerek yok. Ölçüm aleti alışkanlığın kendisidir.
Sinyal Neyi Söyler, Neyi Söylemez
Pasif takibin ürettiği veri tek biçimlidir: bir şey oldu ya da olmadı. Olduysa bilgi nettir, kişi ayaktadır ve mutfaktadır. Olmadıysa elinizde cevap değil soru vardır. Kişi düşmüş olabilir. Kızının evine gitmiş, termos bozulmuş, o gün canı çay istememiş de olabilir.
Bu yüzden yokluk sinyalinin tasarımı, varlık sinyalinden çok daha fazla dikkat ister. Yanlış alarm birkaç kez tekrarlanırsa aile bildirimleri kapatır, sistem hiç kurulmamış gibi olur. Pratikte işleyen çözüm tek bir eşiğe alarm bağlamak değil, kişinin kendi geçmişini temel almaktır: son üç ayda termosu sabah 10'a kadar hep kullanmış biri için saat 14'teki sessizlik anlamlıdır, düzensiz saatlerde yaşayan biri için aynı sessizlik hiçbir şey ifade etmez.
Yine de sessiz ölçümü, yaşlıya günde bir kez “bugün nasılsınız” diye soran bir uygulamadan daha güvenilir bulurum. Soru soran sistem, cevap verecek kişinin hem hatırlamasına hem de iyi olmadığını söylemek istemesine bağlıdır. İkisi de en çok ihtiyaç duyulan günde çalışmaz.
Az Veri, Az Mahremiyet Sorunu Değil
Bu ürünlerde mahremiyet şöyle savunulur: kamera yok, mikrofon yok, yalnızca cihazın kullanıldığı bilgisi paylaşılıyor. Gönderilen veri gerçekten küçük. Ama küçük veri az çıkarım demek değil.
Günde birkaç zaman damgası, birkaç hafta biriktiğinde uyanma saatini, uyku düzenini, evde olunup olunmadığını, hafta sonu alışkanlığını verir. Kamera kurmadan elde edilen bu profil epeyce kişisel bir portredir ve portreyi kimin göreceği sorusu, cihaz kutudan çıkmadan cevaplanmış olmalıdır.
Tasarım tarafında yapılacak iş açık: veriyi görecek kişi listesini sabitle, geçmişi süresiz saklama. Asıl mesele ise izlenen kişiye ne paylaşıldığını anlayacağı bir dille söylemek. “Nasılsa anlamaz” varsayımı, bu ürünlerin en sık yapılan ve dışarıdan en kolay görülen hatası.