Sistem ile Gerçek Dünya Uyumu: Dil, Metafor ve Sıra
Bir arayüz kullanıcının kafasındaki işleyişle örtüştüğünde öğrenilecek pek bir şey kalmaz. Örtüşmediğinde kullanıcı önce sistemin mantığını çözmek, sonra işini yapmak zorunda kalır. Nielsen'in ikinci sezgiseli olan sistem ile gerçek dünya uyumu bunu anlatır ve uygulamada üç yerde düğümlenir: kelimeler, metaforlar ve işlerin sırası.
Uyum tam olarak neyin uyumu
Kullanıcı yeni bir ekranla karşılaştığında sıfırdan başlamaz. Daha önce kullandığı sistemlerden, işin kendisinden ve gündelik hayattan taşıdığı bir beklenti setiyle gelir. Bu sete zihinsel model deniyor. Sistemin içindeki gerçek model ise veritabanı şemasına, iş kurallarına ve geliştirici kararlarına göre şekillenmiş ayrı bir şey.
Uyum, bu iki modelin birbirine yaklaştırılması. Dikkat edilmesi gereken nokta, yaklaştırma yönünün tek taraflı olması: kullanıcıyı sistemin modeline eğitmek yerine, sistemin dışarı gösterdiği yüzü kullanıcının modeline uydurursunuz. İçerideki yapı olduğu gibi kalabilir, kalmalı da.
Kelimeler: arayüz metni nerede bitmiyor
İlk adım, ekrandaki terimleri kullanıcının kendi kelimeleriyle değiştirmek. Buradaki asıl kaynak sizin sözlüğünüz değil, araştırma kayıtları. Görüşmelerde kullanıcı ne diyor, destek taleplerinde hangi kelimeyi yazıyor, aramada ne aratıyor. Ekibin içeride kullandığı ad ile kullanıcının kullandığı ad çoğu üründe farklıdır ve arayüzde ikincisi kazanmalı.
İşin göründüğünden zor olan tarafı şu: arayüz metni ekranla bitmiyor. Butonun etiketini değiştirirsiniz, ama aynı kavram doğrulama hatalarında, e-posta bildirimlerinde, dışa aktarılan dosyanın sütun başlığında ve API'nin döndürdüğü hata kodunda eski adıyla durmaya devam eder. Kullanıcı bu katmanlardan birine çarptığında uyum bozulur ve bozulduğu yer genelde en kötü an, yani bir şeyin ters gittiği andır.
Bu yüzden terim değişikliğini bir metin işi değil, bir kapsam işi olarak ele almak gerekiyor. Kavramın geçtiği her yüzeyi listelemeden yapılan yeniden adlandırma, tutarsızlığı azaltmaz, dağıtır.
Metaforlar: nereye kadar taşırlar
Zarf ikonu posta kutusunu, klasör ikonu dolabı çağrıştırır. Metafor işe yaradığında kullanıcı hiç düşünmeden doğru yere tıklar. Ama metaforun bir taşıma kapasitesi var ve iki yerde biter.
Birincisi, gerçek dünyada karşılığı olmayan işlevler. Sürüm geçmişi, geri alma, cihazlar arası senkronizasyon, paylaşılan düzenleme. Bunlar için zorlanan metafor yanlış bir beklenti üretir; kullanıcı fiziksel nesnenin kuralını uygular ve sistem başka türlü davranır. İkincisi, referansın kendisinin ölmesi. Kaydetme ikonu hâlâ disket, oysa disketi eline almış kullanıcı sayısı her yıl azalıyor. O simge artık gerçek dünyayla değil, otuz yıllık yazılım geleneğiyle uyumlu. Öğrenilmiş bir sembol olarak çalışmaya devam ediyor, ki bu da meşru bir çalışma biçimi, ama ilkeyi doğruladığı için değil.
Uyumu ikon seçimine bağlamam. Simge en fazla hatırlatır, işi etiket metni yapar. İkonun tek başına durduğu her yerde en az bir kullanıcı yanlış tıklıyordur.
Sıra: ekran akışı işin akışını izlesin
Üçüncü boyut, bilginin hangi anda istendiği. Kullanıcı bir işi gerçek hayatta belirli bir sırayla yapıyorsa, ekran o sırayı bozduğunda her adımda duraksar. Kargo firmasını adres girilmeden seçtiren bir kasa akışı teknik olarak çalışır, kullanıcı için ise ters durur, çünkü fiyat adrese bağlıdır ve o bilgiyi henüz vermemiştir.
Aynı şey form alanlarının gruplanması için de geçerli. Alanlar veritabanı tablosunun sırasına göre dizildiğinde kullanıcı elindeki belgede ileri geri gezinmek zorunda kalır. Kağıt formu, faturayı, sözleşmeyi eline alıp bilgileri hangi sırayla okuduğuna bakmak, uzun tartışmalardan daha hızlı sonuç verir.
Uyumu nasıl kontrol edersiniz
Bunun için ayrı bir test kurmaya gerek yok, mevcut kullanıcı testlerine iki gözlem ekleyin. Katılımcı ekrandaki bir kelimeyi yüksek sesle okurken tereddüt ediyor mu, ve kendi anlatırken sizin terimlerinizi mi yoksa kendi terimlerini mi kullanıyor. İkinci durum, arayüzün dilinin tutmadığının en net işareti.
Bir de ürünün ilk gününden kalma terimleri yılda bir gözden geçirmekte fayda var. Ürün büyüdükçe kavramların anlamı kayıyor, ekip kaymayı fark etmiyor çünkü kaymanın içinde. Yeni gelen bir ekip üyesinin ilk hafta sorduğu "bu ne demek" soruları, kullanıcının sormaya üşendiği sorularla neredeyse birebir aynıdır.