Artırılmış Gerçeklik Bilişsel Yükü Azaltmaz, Yerini Değiştirir
Artırılmış gerçeklik üzerine yazılanların çoğu aynı iddiaları tekrarlar: etkileşim maliyetini düşürür, bilişsel yükü azaltır, dikkat dağılımını önler. Hepsi doğru olabilir, ama hiçbiri AR'ın kendinden gelen özelliği değil. Koşulları sağlanmadığında aynı teknoloji her birini tersine çevirir.
Etkileşim maliyeti nereye gidiyor
Klasik örnek uçak bakımı: teknisyen parça numarasını not alıp sisteme giriyor, AR ile bilgi doğrudan parçanın üzerine düşüyor. Kazanç gerçek. Ama kazancın kaynağı AR'ın kendisi değil, kayıt (registration) doğruluğu, yani sistemin baktığın parçanın hangi parça olduğunu doğru bilmesi.
Kayıt doğruysa arama adımı kayboluyor. Yanlışsa arama adımı kaybolmuyor, yerine daha kötüsü geliyor: kullanıcı ekrandaki etiketin gerçekten önündeki parçaya ait olup olmadığını doğrulamak zorunda kalıyor. Doğrulama aramadan pahalıdır, çünkü ne zaman gerekeceğini önceden bilemezsin.
Yük azalmıyor, taşınıyor
AR anlatılarının kendi içinde çözülmemiş bir çelişkisi var. Aynı metin hem bilginin nesnenin üzerine bindirilmesinin hafıza yükünü kaldırdığını söyler, hem birkaç paragraf sonra fazla bilginin kullanıcıyı yorduğunu ve sade arayüz gerektiğini yazar. İkisi aynı anda doğru olamaz gibi görünür. Olabilir, çünkü konuşulan yük aynı yük değil.
AR hafıza yükünü gerçekten azaltır: aklında tutman gereken şeyi dışarı, görüş alanına çıkarır. Buna karşılık algısal yükü artırır. Gerçek nesne ve üzerine binen katman aynı görsel kanalı, çoğu zaman aynı birkaç santimetrekareyi paylaşır. Ekranda pencere değiştirirken iki bilgi kaynağı ayrı yerlerdeydi ve hangisine baktığın belliydi. AR'da üst üsteler.
Bu yüzden AR arayüzünde sadelik estetik bir tercih değil, okunabilirliğin şartı.
Kullanıcı “karıştı” dediğinde
Bir AR ekranında kullanıcının kafası karıştığında bunu ilk elden bilgi mimarisine bağlamam. Önce gecikmeye ve kayıt kaymasına bakarım. Etiket nesnenin üzerine yüz milisaniye geç oturuyorsa ya da kafa hareketinde birkaç derece kayıyorsa, kullanıcı bunu “yanlış bilgi” diye değil “güvenilmez” diye kodlar ve her etiketi gözüyle doğrulamaya başlar. Test odasında bu, arayüz karmaşık gelmiş gibi görünür. Oysa sorun arayüzde değildir, çözümü de orada değildir.
AR'ın karşılığını verdiği yerler
Örnekleri ayırmakta fayda var. Park yardımında kamera görüntüsüne eklenen mesafe çizgileri işe yarar, çünkü sürücünün elleri doludur, bakışı zaten oradadır ve bilginin geçerliliği anlıktır. Makine bakımı aynı sınıfta. Google Translate'in kamera çevirisi de öyle: metin fiziksel olarak önünde duruyor, kopyalayıp yapıştırma imkânı yok.
Mobilya ön izleme ve kıyafet deneme başka bir kategori. Burada kullanıcının elleri boş, acelesi yok, kararı anlık değil. AR bu işlerde bir ölçü sorununu çözer, koltuk bu duvara sığıyor mu sorusunu, ki bu “deneyimi dönüştürüyor” cümlesinden çok daha dar bir iş. Pokemon GO ve yüz filtreleri ise maliyet düşürmek için değil, eğlence için var; onları verimlilik diliyle savunmak ikisine de haksızlık.
Ayırt edici soru şu: kullanıcının bakışı zaten fiziksel nesnenin üzerinde mi, ve nesne sistem tarafından güvenilir biçimde tanınabiliyor mu. İkisine birden evet diyebiliyorsan AR ekrandan iyidir. Birine hayırsa elinde daha pahalı bir ekran var.