Kurumsal Basın Alanı Kullanılabilirliği: Gazetecinin İlk Beş Dakikası
Kurumsal sitelerin basın bölümü, sitenin en az test edilen ama en yüksek maliyetli sayfasıdır. Buraya gelen kişi genellikle teslim saatine birkaç saat kalmış bir muhabirdir ve aradığını bulamazsa sitede daha fazla dolaşmaz, başka bir şirketin sayfasına geçer. O yüzden basın alanını marka anlatısı değil, sıkışık bir görev olarak tasarlamak gerekiyor.
Buraya gelen kişi tam olarak ne arıyor?
Basın alanına "marka hakkında bilgi almak için" gelinmiyor. Gelen kişinin elinde yazmakta olduğu bir haber var ve o haberin içindeki bir boşluğu kapatmaya çalışıyor: şirketin resmi ticari unvanı, kuruluş yılı, kaç kişi çalıştığı, yöneticinin adının doğru yazımı, kullanılabilir bir logo, bir de teyit için arayabileceği bir insan.
Bu listeye bakınca ilginç bir şey görünüyor: aranan şeylerin neredeyse tamamı tek satırlık veri. Buna rağmen çoğu basın sayfası bu satırları üç paragraflık kurumsal metnin içine gömüyor. Peki metni tamamen kaldırıp bilgileri düz bir tabloya dökseydik ne kaybederdik? Pratikte hiçbir şey. Ticari unvan, kuruluş yılı, merkez adresi, çalışan sayısı ve faaliyet alanı bir tabloda yan yana dururken hem taranması hem de kopyalanması kolay olur.
Okuma yolu ile indirme yolunu ayırın
Basın alanı tasarımında en sık düşülen çelişki şu: sayfanın hızlı ve hafif olması isteniyor, aynı anda yüksek çözünürlüklü görseller ve baskıya uygun dosyalar sunulması bekleniyor. İkisi aynı yolda birleştirilince ikisi de bozuluyor. Bültenlerin PDF olarak sunulması metni aramaya kapatıyor, galeri arayüzüne konan yüksek çözünürlüklü fotoğraflar da sayfayı ağırlaştırıyor.
Ayrım basit. Okunacak her şey sayfanın kendisinde, HTML olarak dursun: bülten metni, künye bilgileri, alıntılanabilir cümleler. İndirilecek her şey ayrı bir yolda dursun ve tıklanmadan önce ne olduğu belli olsun. Bağlantının yanına dosya biçimini ve boyutunu yazmak küçük bir detay gibi görünür, oysa alan dışında çalışan ya da telefonundan bakan biri için kararı verdiren tek bilgidir.
Basın kitini genelde tek bir arşiv dosyası ve onun yanında tek tek listelenmiş dosyalarla çözerim. Logo için SVG ve PNG, fotoğraflar için tam çözünürlük, hepsi doğrudan bağlantı. Bunun için bir galeri arayüzü yazmaya değmiyor, düz bir liste hem daha hızlı hem daha az bozuluyor.
İndirmeyi forma bağlamak ise en pahalı karar. Form, kim indirdi verisi karşılığında indirmeyenlerin sayısını artırır. Basın malzemesinin amacı zaten dağılmak; onu kapının arkasına koymak, sonra da haberde yanlış logo kullanıldığı için şikâyet etmek tutarlı değil.
İletişim bilgisi kimin bilgisi?
Sayfaların çoğunda basın iletişimi olarak genel bir kurumsal adres duruyor. Bu adres iki gün sonra cevaplanıyorsa haber çoktan yayınlanmış olur, o yüzden pratikte yok sayılabilir.
İşe yarayan biçim şu: sorumlu kişinin adı, unvanı, doğrudan e-postası ve telefonu. Metin olarak, görsel içine gömülmeden, kopyalanabilir halde. Görsele gömülmüş ya da JavaScript ile parça parça birleştirilen e-posta adresi spam botlarını bir miktar yavaşlatır ama asıl yavaşlattığı, adresi kopyalamaya çalışan gerçek kişidir.
Peki mesai dışında ne oluyor? Haberler mesai saatlerine göre çıkmıyor. Cevap süresine dair açık bir cümle yazmak, hiç yazmamaktan iyidir; "hafta içi aynı gün, hafta sonu ertesi iş günü" gibi bir taahhüt karşı tarafın planını değiştirir.
Arşivi tarihiyle birlikte tutun
Basın bölümündeki her içeriğin görünür bir tarihi olmalı. Tarihsiz bülten, gazeteci için kullanılamaz bilgidir; kaynak gösterirken ne zaman söylendiğini bilmesi gerekiyor.
Tarih göstermenin yan etkisi de var: son güncellemenin iki yıl önce olduğu anında görünür. Bu rahatsız edici ama doğru bilgidir. Boş bir arşivi tarihleri gizleyerek dolu göstermeye çalışmak, karşı tarafta güven kaybı yaratır ve kaybedilen tam olarak basın alanının var oluş nedenidir.
Şirket hakkında çıkmış bağımsız haberlere bağlantı vermek de aynı işi tersinden yapar. Kendi bülteniniz taraflıdır, bunu herkes bilir; üçüncü bir yayının aynı konuyu yazmış olması doğrulama işini kısaltır.
Küçük ama tekrarlayan hatalar
- Basın alanını ana menüden kaldırıp yalnızca alt bilgiye koymak. Arama motorundan gelen kişi bulur, siteye baştan giren bulamaz.
- Bülten başlıklarını pazarlama diliyle yazmak. Başlık, haberin ne olduğunu söylemezse liste taranamaz hale gelir.
- Yöneticilerin biyografilerini yalnızca PDF olarak sunmak.
- Logoyu tek bir düşük çözünürlüklü PNG ile geçmek, koyu zemin için alternatif vermemek.
- Sayfayı yılda bir kez, o da kurumsal kimlik değişince güncellemek.
Bu maddelerin ortak noktası, basın alanının bir yayın değil bir araç olduğunun unutulması. Araçlar kullanıldıkları koşula göre tasarlanır: burada koşul, acelesi olan ve size güvenmek zorunda olmayan bir okuyucudur.