Eartracking Neyi Ölçebilir, Neyi Ölçemez
Eartracking, kulaktaki mikro hareketleri ölçerek kullanıcının şaşırdığı anı yakalamayı öneriyor. Fikrin kendisi eğlenceli, sorduğu soru ciddi: bir arayüzde beklenmedik olanı, kullanıcı size söylemeden önce nasıl saptarsınız? Yöntemin nerede tıkandığına bakmak, biyometrik ölçümlerin tamamından ne bekleyebileceğimizi de netleştiriyor.
Şaşkınlığın yönü yok
Diyelim ölçüm çalışıyor ve kullanıcı bir yerde irkildi. Elinizde bir zaman damgası ve bir genlik var. Hoşuna mı gitti, korktu mu, yoksa bir şeyin bozulduğunu mu sandı? Sinyal bunu söylemiyor.
Uyarılma ölçen bütün yöntemlerin ortak zayıflığı bu, ama eartracking'de daha belirgin. Göz izleme en azından nereye bakıldığını verir, yani sinyali bir arayüz öğesine bağlayabilirsiniz. Kulak sinyali yalnızca “bir şey oldu” der. Hangi şey olduğunu yine oturum kaydından okumak zorunda kalırsınız.
Nadir anlarda veri üreten bir yöntem
Hipotezin kendisi bir sınır çiziyor. Kulak yalnızca ani ve beklenmedik uyarana tepki veriyorsa, olağan bir akışta neredeyse hiç veri üretmez. Oysa kullanıcı deneyimi sorunlarının çoğu ani değildir; iki adım fazla bir akış ya da belirsiz bir etiket kimseyi irkiltmez, sadece yavaşça yorar.
Yani yöntem tam da işin yoğunlaştığı yerde kör kalıyor, sürprizin bilerek tasarlandığı yerde ise verimli olabiliyor. Oyun ve etkileşimli anlatı bu tarife uyuyor. Dar ama gerçek bir alan.
Kamera değil, elektrot
Konuyu anlatan metinlerde 8K kamera ve yüksek işlemci gücü gibi gereksinimler geçiyor, ki bu tarif meselenin nerede olduğunu kaçırıyor. İnsandaki kulak kasları körelmiş durumda ve üretilen hareket, çoğu kişide kameranın çözünürlüğüyle değil deri üstü EMG ile yakalanabilecek büyüklükte. Sinyal görüntüde değil, kasın elektriğinde.
Bunun pratik sonucu var. Elektrot demek laboratuvar, katılımcıya temas, ayrı bir onam süreci ve uzaktan ölçeklenemeyen bir kurulum demek. Yüzlerce kişiyle uzaktan koşturduğunuz bir teste dönüşmesi bu haliyle mümkün değil, küpe ya da saç biçimi tartışması da bunun yanında ayrıntı kalıyor. Göz izlemenin dışarıda bıraktığı görme engelli kullanıcılar için alternatif bir dikkat sinyali gerçekten değerli olurdu; elektrot şartı o ihtimali laboratuvara hapsediyor.
Zaman damgası, sinyalden büyük problem
Biyometrik ölçümün değeri, o milisaniyede ekranda ne olduğunu bilmenize bağlı. Uygulama tarafındaki olay akışınız 250 milisaniyelik gruplar halinde loglanıyorsa, ya da animasyon bitişini ayrı bir olay olarak yazmıyorsanız, hizalama zaten sinyalin kendisinden daha kaba demektir. Böyle bir kurulumda kulak da ölçseniz göz de ölçseniz tepkiyi doğru öğeye bağlayamazsınız.
Yeni bir biyometriyi denemeden önce olay akışını düzeltmek gerekiyor. Orayı düzeltmek de genelde aradığınız cevabın yarısını zaten veriyor.
Sıralama meselesi
Bu tür sorularda genelde önce oturum kayıtlarına ve ilk tıklama testine bakarım; biyometriye ancak kullanıcının nerede tıkandığını bildiğim halde nedenini bulamadığımda giderim. Sıralamayı ters çevirmek pahalı bir alışkanlık: açıklanmayı bekleyen net bir davranış elinizde yoksa, gelen sinyal yalnızca güzel bir grafiğe dönüşüyor.
Eartracking'in ortaya koyduğu asıl şey kendi ölçümü değil zaten. Biyometrik yöntemlerin çoğu dikkat vaat edip uyarılma teslim ediyor, aradaki farkı kapatan şey de her seferinde araştırmacının o an ekranda ne olduğunu biliyor olması. Göz izleme için de geçerli bu, yeni bir sensör geldiğinde de değişmiyor.