Aldatıcı Tasarım Kalıplarını Ölçmek ve Ayıklamak
Aldatıcı kalıplar genelde etik tartışması olarak sunulur, oysa vakaların çoğu ölçülebilir bir asimetriye dayanır: bir yönde tek tık, ters yönde altı ekran. Kalıbı tanımak için niyet okumaya gerek yok, akışı saymak yeter. Zor olan kısım, kalıbı başkasının ürününde değil kendinizinkinde görmek.
İkna edici ile aldatıcı arasındaki çizgi ince değil
Bu ayrım hep gri alan diye anlatılır. Değil. İkna edici tasarım kullanıcının kararını kolaylaştırmak için bilgi ekler, aldatıcı tasarım kararı zorlaştırmak için bilgi saklar ya da araya adım koyar. Ayırt etmek için tek soru yeterli: kullanıcı bu akışta ne yaptığını beş dakika sonra doğru hatırlayacak mı? Hatırlamayacaksa kalıp aldatıcıdır, sunumun ne kadar zarif olduğu bunu değiştirmez.
Ücretsiz denemenin koşullarını açıkça sıralayan bir abonelik sayfası ikna edicidir, çünkü kullanıcı neyi seçtiğini bilir. Olumlu yorumları öne çıkarıp olumsuzları üç tık geriye iten bir rezervasyon sitesi saklama yapar. İkisi arasında derece farkı var, tür farkı yok.
Kalıplar tek başına değil, akış içinde çalışır
Harry Brignull 2010'da bu kalıpları adlandırdığında liste kısaydı. Bugün karşımıza çıkanların çoğu birkaç temel hareketin türevi:
- Engelleme: kullanıcının lehine olan seçeneği zorlaştırmak. Kanonik örnek, üç tıkla başlayan aboneliğin telefonla iptal ettirilmesi.
- Gizlice ekleme: sepete kullanıcının koymadığı bir kalem, sayfaya varsayılan seçili gelen onay kutusu.
- Dürtükleme: reddedilmiş isteği her oturumda yeniden sormak.
- Duygusal baskı: vazgeçme düğmesini “hayır, tasarruf etmek istemiyorum” diye etiketlemek.
Hiçbiri tek başına ölümcül değil. Zarar, birkaçının aynı akışta üst üste binmesinden çıkıyor: varsayılan seçili kutu, ardından geri sayan bir sayaç, ardından geri dönüşü olmayan onay ekranı.
Asimetriyi saymak
Bir arayüz iddiasının kodda karşılığı vardır. “İptal kolay” cümlesi ölçülebilir: hesap sayfasından iptalin gerçekten kaydedildiği isteğe kaç ekran, kaç tıklama, kaç istek var? Aynı sayımı abonelik tarafı için de yapın. Abone olmak iki adım, iptal etmek altı adımsa tartışılacak bir şey kalmaz, o fark bir tasarım kararıdır (buna “elde tutma akışı” demek farkı küçültmüyor).
İkinci ölçüm varsayılanlar üzerine. Bir onay kutusunu seçili göndermekle boş göndermek arasındaki kabul oranı farkı, o onayın ne kadarının kullanıcı kararı olduğunu doğrudan verir. Fark büyükse elinizdeki şey rıza değil atalet. İşin can sıkıcı tarafı, bu iki sayının çoğu ekipte zaten ölçülüyor olması; kimse bakmıyor değil, çıkan farkı başarı diye raporluyorlar.
Kullanılabilirlik testi tek başına yetmez
Kalıp fark edilmediği için çalışır. Dolayısıyla testte kimsenin şikâyet etmemesi kalıbın olmadığını göstermez, iyi çalıştığını gösterebilir. Moderatörün karşısında yavaş ve dikkatli davranan katılımcı, kendi telefonunda üç saniyede geçtiği ekranı orada satır satır okur.
İşe yarayan yöntem, oturumun sonunda hatırlatmadan sormak: az önce hangi kutuları işaretlediniz, ne kadar ödeyeceksiniz, abonelik ne zaman ücretli hale geliyor? Söylenen ile kaydedilen arasındaki fark, aldatıcı kalıbın ölçüsüdür. Kırılgan gruplarla yapılan oturumlarda, örneğin ekran okuyucu kullananlar ya da dili sonradan öğrenmiş katılımcılarla, bu fark çok daha erken açılır.
Mevzuat taban çiziyor, tavan değil
GDPR sonrası varsayılan seçili onay kutuları ve gizlenmiş veri toplama birçok ülkede yasa dışı. İyi bir taban, ama yalnızca adı konmuş kalıpları yakalar; yeni bir tanesi ortaya çıktığında düzenlemenin yetişmesi yıllar alır. Uyumlu olmak ile dürüst olmak aynı şey değil.
Kısa vadeli dönüşüm artışı gerçek, uzun vadeli güven kaybı da gerçek. İkisi aynı çeyrekte ölçülemediği için tartışma neredeyse her zaman dönüşüm lehine kapanıyor. Bunu dengelemenin yolu etik beyanı değil, yukarıdaki iki sayıyı ölçüp aynı raporda tutmak: adım asimetrisi ve varsayılanın yarattığı oran farkı.