Konu Başlıkları
Yükleniyor...

Veri, Bulgu, İçgörü: Hangisi Karar İçin Yeterli

Bulguyu İçgörüden Ayıran Sınır

Araştırma raporlarının çoğu bulgu listesiyle biter ve içgörü diye sunulan şey aslında bulgunun daha kibar yazılmış hali olur. Aradaki fark akademik bir ayrım değil: bulgu bir karar vermez, içgörü verir. Zinciri doğru kurmak, üç kavramı tanımlamaktan çok her adımda neyin kaybolduğunu bilmekle ilgili.

Veri: henüz hiçbir şey söylemez

Veri, üzerine yorum binmemiş gözlemdir. Test oturumundaki bir cümle, formda geçirilen süre, bir tıklama olayı, bir Likert yanıtı. Tek başına ne iyi ne kötüdür.

Bu aşamada tek sorumluluğunuz kaydın bağlamını kaybetmemek. "Kullanıcı 3 verdi" ile "kullanıcı, iki kez geri dönüp tekrar denedikten sonra 3 verdi" aynı veri değil, ama çoğu tabloda ikisi de tek hücreye düşer. Bağlamı sonradan geri ekleyemezsiniz.

Bulgu: ne olduğunu söyler, neden olduğunu söylemez

Bulgu, veride tekrar eden örüntünün adıdır. Sekiz kullanıcıdan altısının kayıt formunda takılması bir bulgudur. Görev başarı oranının yüzde 40 çıkması bir bulgudur.

Burada iki hata çok yaygın ve ikisi de sayıların güven verici görünmesinden kaynaklanıyor.

Birincisi, sıralı ölçeği ortalamak. 1-5 arası bir memnuniyet ölçeğinde 4 ile 5 arasındaki mesafenin 1 ile 2 arasındaki mesafeye eşit olduğunu varsaymak için hiçbir gerekçe yok; ölçek sıralı, aralıklı değil. Yarısı 1, yarısı 5 veren bir gruptan da, herkesin 3 verdiği bir gruptan da ortalama 3 çıkar. Bu iki durum aynı ürün için taban tabana zıt kararlar gerektirir. Medyanı ve dağılımı verin, ortalamayı tek başına raporlamayın.

İkincisi, küçük örneklemde yüzde kullanmak. Beş kişilik bir testte "kullanıcıların yüzde 40'ı zorlandı" cümlesi iki kişi demektir. Yüzde yazmak sayıyı büyütmez, sadece belirsizliği gizler. Nitel testte ham sayı yazın: 5 kişiden 2'si. Okuyan kişi ağırlığı kendisi takdir etsin.

İçgörü: bulguyu bir karara bağlayan cümle

İçgörü, bulguyu nedeniyle ve iş bağlamıyla birleştirir. "Kullanıcılar uzman seçiminde zorlanıyor" bulgudur. "Uzmanlık başlıkları hastanın değil kurumun diliyle yazıldığı için kullanıcı listeyi tarayıp tahmin yürütüyor, bu yüzden yanlış branşa randevu alıp iptal ediyor" içgörüdür. İkincisi ne yapacağınızı söyler, birincisi söylemez.

Test ölçütü basit: cümleyi okuyan bir geliştirici ya da tasarımcı ertesi sabah ne değiştireceğini biliyor mu? Bilmiyorsa elinizde hâlâ bulgu var.

Bir randevu akışında terk oranını düşürmek için form alanlarını azaltmıştık, oran kıpırdamadı; asıl sebep SMS doğrulama kodunun bazen kırk saniyeyi bulmasıydı ve bu, form tasarımıyla ilgili bir sorun bile değildi.

Zincirin en sık kırıldığı yer

Kırılma genellikle bulgudan içgörüye geçişte, araştırmacının zaten sahip olduğu hipotezi bulgunun içinde bulmasıyla olur. Buna karşı en işe yarayan yöntem, aynı soruya farklı yöntemle bakmak: kullanılabilirlik testinde gördüğünüz takılmayı analitikteki huni verisiyle karşılaştırın, ya da destek kayıtlarında aynı şikâyetin geçip geçmediğine bakın. İki bağımsız kaynak aynı yeri gösteriyorsa içgörünüz sağlamdır; göstermiyorsa muhtemelen bir yöntemin sınırına bakıyorsunuz.

Bir de tersini yapın: bulgunuzu çürütecek veri neye benzerdi, onu yazın. Yazamıyorsanız iddianız test edilebilir değildir, dolayısıyla içgörü de değildir.

Raporu nasıl yazmalı

Bulguları ve içgörüleri ayrı başlıklar altında tutun. Karıştırıldıklarında olan şu: karar verici, gerekçesi zayıf bir öneriyi ham veriye dayanıyormuş gibi okur ve itiraz edemez.

  1. Bulgu: gözlenen şey, ham sayısıyla.
  2. Yorum: neden böyle olduğuna dair açıklama, güven düzeyiyle birlikte.
  3. Öneri: ne değişecek, kim değiştirecek.

Üçüncü maddeyi yazamadığınız bulgular raporda kalsın, ama öneri bölümüne girmesin. Araştırmanın değeri, hangi sorunun cevabının henüz elinizde olmadığını da açıkça söyleyebilmesinde.