İntranet Ana Sayfası: Standart Düzen Nerede İşe Yarar, Nerede Yaramaz
Kurumsal intranetlerin ana sayfaları birbirine şaşırtıcı derecede benziyor: üstte logo ve arama, solda menü, ortada haberler, sağda kutucuklar. Bu benzerlik tembellikten çok portal yazılımlarının varsayılanlarından ve çalışanların yıllardır aynı yerde arama alışkanlığından geliyor. Asıl soru düzenin ne olduğu değil, o düzenin içine neyi hangi gerekçeyle koyduğun.
Standart düzen ne işe yarıyor
Dört bölgeli şablonun bir faydası var: çalışan yeni bir kuruma geçtiğinde arama kutusunu aramıyor. Üst bar, sol navigasyon, orta içerik ve sağ kutucuklar öğrenilmiş bir harita gibi çalışıyor, bu haritayı bozmanın bedeli yeni tasarımın getirisinden büyük olabiliyor.
Peki bu düzen kimin için optimize edilmiş? Çoğu zaman iç iletişim ekibinin yayın ihtiyacı için. Orta alan haber akışına ayrılmış, çünkü haberi yayınlayan taraf orayı istiyor. Çalışanın ana sayfaya gelme sebebi ise genelde haber okumak değil, bir yere gitmek.
Renkler
Kurum kimliğini ana sayfaya taşımak doğal, ama marka rengini gövde metninin rengi yapmadan önce kontrast oranını ölç. Kurumsal paletler 4.5:1 eşiği düşünülerek hazırlanmadığı için, ekranda güzel duran açık gri mavi çoğu zaman uzun metinde okunmuyor. Marka rengini vurguda kullan, metinde değil.
Ana sayfa varış noktası mı, geçiş mi
Bir kurumsal intranette ana sayfanın en çok kullanılan öğesinin arama kutusu, ikinci sırasının ise tek bir bordro bağlantısı olduğunu görmüştüm. Bu tabloda ortadaki haber akışını büyütmek hiçbir işe yaramıyor.
Ya ana sayfayı bir varış noktası saymayı bırakıp geçiş sayfası olarak tasarlasan ne olurdu? Arama kutusu üstte küçük değil, sayfanın merkezinde durur. Altında beş kısayol bulunur, hangileri olduğu tahminle değil geçen çeyreğin tıklama verisiyle seçilir. Haberler tek bir sütuna iner ve manşet dışındakiler başlık listesine dönüşür.
Bunun bir maliyeti var: iç iletişim ekibi görünürlük kaybettiğini düşünür. Bu itirazı veriyle karşılamak mümkün, çünkü haber kutusunun büyüklüğüyle okunma sayısı arasındaki ilişki çoğu intranette zayıftır ve zaten ölçülebilir durumdadır.
Kişiselleştirmenin faturası
Rol bazlı içerik gösterimi doğru bir fikir. Sahadaki teknisyenle finans uzmanının aynı kutuları görmesi için bir sebep yok. Ama bu kararın bedeli sayfada değil, bakımda ortaya çıkıyor.
Rol sayısı r, duyarlı tasarım kırılım noktası sayısı b ise her yayın öncesi kontrol edilmesi gereken kombinasyon r çarpı b kadardır. Altı rol ve üç kırılım noktası on sekiz varyant demek, üstüne bir de her rolün boş durumu geliyor: o rol için hiç duyuru yoksa kutu ne gösterecek? Uygulamada bu varyantların çoğu hiç açılmıyor, sorun da tam orada çıkıyor.
Pratik çözüm kişiselleştirmeyi tüm sayfaya yaymak yerine tek bir bölgeye hapsetmek. Sayfanın geneli herkes için aynı kalsın, yalnızca "sana özel" bölgesi role göre değişsin. Test yükü on sekiz varyanttan bir bölgenin altı haline iner.
Kutucuklar zamanla ne oluyor
İntranet ana sayfaları tek yönlü büyür. Her yeni proje bir kutucuk ister, hiçbiri kaldırılmasını istemez. İki yıl sonra sağ sütunda kimsenin sahiplenmediği yedi kutu birikir ve içlerinden ikisinin verisi aylardır güncellenmiyordur.
Bunun önüne geçmenin yolu tasarım değil kural koymak: her kutunun bir sahibi ve bir gözden geçirme tarihi olsun. Sahibi belli olmayan kutu yayına girmesin, üç ay boyunca anlamlı tıklama almayan kutu tartışmasız kaldırılsın.
Neyi ölçersin
İntranette en ucuz araştırma kaynağı arama kayıtlarıdır ve çoğu kurumda kimse açıp bakmaz. Sonuç döndürmeyen sorgular, eksik içeriğin listesidir. Sık tekrarlanan sorgular ise ana sayfaya konması gereken kısayolun kendisidir, üstelik kullanıcı onu size kendi kelimeleriyle yazmıştır.
Yanına iki ölçüm daha ekle: ana sayfadan çıkışların hangi hedeflere gittiği ve her kutucuğun tıklama sayısı. Bu üçü elindeyken ana sayfa tartışması zevk meselesi olmaktan çıkar; hangi bölgenin yer hak ettiği verinin kendisinden okunur.