Bilgisayar-İnsan Etkileşimi: 1987'den Bugüne Ne Kaldı?
Bilgisayar-insan etkileşimi literatürünün büyük kısmı seksenlerde yazıldı ve o günden beri kısaltılarak aktarılıyor. Aktarım sırasında bazı fikirler test edilebilir yöntem olarak kaldı, bazıları slogana dönüştü. Ayrımı görmek, bugün bir arayüz kararını neye dayandırdığımızı da netleştiriyor.
1987'de tartışılan sorun neydi?
CHI'87 çevresindeki tartışmanın merkezinde, bilgisayarın uzman kullanıcının elinden çıkıp herkese yayılması vardı. Teknolojiden korkan, hata yapmaktan çekinen kullanıcı o dönemde gerçek bir tasarım problemiydi.
Bugün o korku büyük ölçüde yok, yerine başka bir şey geçti: kayıtsızlık. Kullanıcı arayüzü anlamaya çalışmıyor, çalışmazsa kapatıyor. Bu yüzden dönemin "kullanıcıyı korkutmayan arayüz" reçetelerini olduğu gibi devralmak yanıltıcı. Onaylatma ekranları, açıklayıcı uyarı metinleri, adım adım sihirbazlar; hepsi belirsizliği azaltmak için tasarlanmıştı ve bugün çoğu yerde yalnızca sürtünme üretiyor.
Metafor kenarına gelene kadar işe yarar
Xerox ve Apple'ın masaüstü metaforu, yeni bir sistemi öğrenmeyi mevcut bilgiye bağladığı için çalıştı. Klasör, dosya, çöp kutusu. Metaforun gücü kadar sınırı da bilinir: klasik Mac OS'ta bir diski çıkarmak için simgesini çöp kutusuna sürüklemek gerekiyordu, yani "silme" anlamına gelen aynı hareket "çıkar" anlamına da geliyordu. Metafor tutarlı olduğu sürece öğretir, tutarsızlaştığı anda öğrettiğinin tersini yapar.
Bugünkü karşılığı, fiziksel dünyada karşılığı kalmamış simgeler. Disket biçimli kaydet ikonu bir kuşak için anlamlıydı, sonraki kuşak onu yalnızca "kaydet ikonu" olarak öğrendi. Öğrenilmiş bir işaret hâlâ işe yarar, ama artık metafor değil, sözleşmedir; yeni bir şey tasarlarken ondan aynı hızda öğrenme beklenmez.
Somut kalan miras: hata analizi
Dönemin fikirlerinden pratikte en iyi yaşayanı hata analizi. Kullanıcının nerede takıldığını, hangi adımda geri döndüğünü, hangi alanı iki kez doldurduğunu ölçmek hem yapılabilir hem de doğrudan tasarım kararına çevrilebilir.
Zaman profillemesi de aynı şekilde. Bir işin ne kadar sürdüğü tek başına iyi ya da kötü değildir; asıl bilgi, sürenin nerede biriktiğinde. Formun tamamlanma süresi uzunsa sorun genelde alan sayısında değil, kullanıcının bir alanda ne yazacağına karar veremediği o sessiz duraklamada.
Kişisel farklılıklar ve tercihin maliyeti
"Herkes farklı çalışır, arayüz kişiselleştirilebilir olsun" tavsiyesi kulağa itiraz edilemez geliyor. Uygulamada her tercih, kodda ayrıca yaşayan bir dal demek: ayrı test, ayrı hata olasılığı, destek tarafında ayrı senaryo. Bunu genelde tek bir iyi varsayılanla çözerim ve kişiselleştirmeyi yalnızca kullanım verisi iki farklı çalışma biçimini net biçimde gösterdiğinde açarım. Klavye kısayolu eklemek ucuzdur ve kimseyi rahatsız etmez; arayüzün düzenini kullanıcıya bıraktığın an bakım maliyeti ikiye katlanır.
Bilgi sunumunda sadelik, doğru okunduğunda
Tufte'nin fazlalıktan arınmış grafik önerisi sık alıntılanır, sık da yanlış uygulanır. Amaç mürekkebi azaltmak değil, bilgiyi taşımayan mürekkebi azaltmak. Bir butonun kenarlığını, gölgesini, dolgu rengini "sadelik" adına kaldırdığında bilgi de gider: o öğenin tıklanabilir olduğu bilgisi. Düz tasarımın ilk dalgasında en çok tartışılan sorun tam olarak buydu.
"Kullanıcıyı merkeze al" ne söylemiyor?
Bu cümlenin kendisi bir yöntem değil. Kullanıcı merkezli olduğunu söyleyen bir ekip de yanlış kullanıcıyı merkeze almış olabilir, en sesli olanı ya da en kolay ulaşılanı. Cümlenin işe yarar hali şudur: hangi kullanıcı, hangi görev, hangi ölçüt. Üçü birden yazılamıyorsa ortada karar değil niyet vardır.
İnsan faktörlerinin projeye erken dahil edilmesi tavsiyesi de aynı kaderi paylaşıyor. Erken dahil olmak tek başına bir şey değiştirmiyor; değiştiren şey, tasarım kararının uygulama maliyetini bilen biriyle aynı masada alınması. Bir ekran taslağı toplantıda üç dakikada çizilir, altındaki veri modeli iki hafta sürer. Bu farkı erken konuşan ekipler, geç konuşanlardan daha az geri alır.