Acı Noktalarını Üç Ölçekte Okumak: Etkileşim, Yolculuk, İlişki
Acı noktası dendiğinde akla genelde bozuk bir ekran, çalışmayan bir buton geliyor. Oysa aynı kullanıcı, her tıklaması sorunsuz çalışan bir üründen de soğuyabilir. Farkı görebilmek için sorunu üç ayrı ölçekte okumak gerekiyor: tek bir etkileşim, baştan sona bir yolculuk, ve markayla kurulan uzun vadeli ilişki.
Üç ölçek, üç ayrı sorun
Etkileşim seviyesi en görünür olanıdır. Kullanıcı tek bir adımda takılır: form neden hata verdiğini söylemez, çağrı merkezi üçüncü kez başka bir birime aktarır, filtrelenmiş liste hangi filtrenin açık olduğunu göstermez. Bu tür sorunların iyi tarafı sınırlarının belli olmasıdır; tekrar üretilebilir, çoğu zaman tek bir ekrana kadar izlenebilir.
Yolculuk seviyesinde durum değişir. Adımların hepsi tek tek çalışıyor olabilir. Sipariş geçiyor, ödeme alınıyor, kargo çıkıyor. Yine de müşteri üç hafta boyunca ne olduğunu bilmiyorsa deneyim kırıktır. Peki hangi adım suçlu? Hiçbiri. Kusur adımların arasında, kimsenin sahiplenmediği boşlukta durur.
Buradaki tipik tuzak, arayüzün veride karşılığı olmayan bir vaat vermesidir. Takip ekranı şeffaflık sözü veriyorsa, o ekranı besleyen servisin ara durumları gerçekten yayınlıyor olması gerekir. Çoğunda yayınlamaz: ekran üç durum gösterir, süreçte on iki durum vardır, aradaki dokuzu müşteri tarafında sessizliğe dönüşür.
İlişki seviyesi ise tek bir oturuma sığmaz. Abonelik ücreti ödeyen kullanıcının hâlâ reklam görmesi, iptal için telefon etmek zorunda kalması, aynı sorunu ikinci kez baştan anlatması. Hiçbiri tek başına ölçülebilir bir hata değildir, toplamı ise markaya dair bir kanaate dönüşür.
Her seviye kendi aletiyle ölçülür
Etkileşim sorunlarını bulmanın en ucuz yolu hâlâ birini karşınıza oturtup izlemektir. Kullanıcı testi, hata kayıtları ve destek taleplerinin konu dağılımı bu seviyede hızlı sonuç verir.
Yolculuk seviyesinde ise ölçüm aletini seçmek gerçekten bir tercih. Olay kayıtlarını memnuniyet anketlerinden daha güvenilir bulurum: log ne olduğunu yazar, anket insanın ne hatırladığını. Ama logun sınırı da nettir, hangi adımda dökülündüğünü söyler, o adımda ne düşünüldüğünü söylemez. Nerede kırıldığını logdan, neden kırıldığını konuşarak öğrenirsiniz; biri diğerinin yerini tutmuyor.
Her iki yöntemin ortak bir körlüğü var. İkisi de kalanları örnekler. Şikayet kaydı açan kullanıcı hâlâ oradadır, anketi dolduran da. En sert acı noktasını yaşayan kişi çoktan çıkmıştır ve arkasında yalnızca bir satır bırakır. Churn oranı da sorunun kendisini değil sonucunu gösterir; hangi anın kırdığını sormak için geç kalınmıştır.
Yaygınlık çarpı şiddet nerede yanılır
Önceliklendirme çoğu yerde aynı formülle yapılır: sorunun ne kadar yaygın olduğu, ne kadar can yaktığıyla çarpılır, liste yukarıdan aşağı çözülür. İki yerde yanılıyor.
Birincisi geri dönülemezlik. Herkesi iki saniye yavaşlatan sorun, yüz kullanıcıdan birini tamamen kaybettiren sorunun üstüne çıkar, çünkü çarpım ikisini aynı ölçeğe indirger. Oysa biri ertelenebilir, diğeri ertelendiğinde müşteri geri gelmez.
İkincisi birikim. Etkileşim seviyesindeki sürtünmeleri tek tek puanlarsanız her biri küçük görünür. Basit bir çarpım farkı ortaya koyar: adım başına yüzde 95 tamamlanma kulağa gayet iyi gelir, fakat altı adımlı bir akışın sonunda 0,95 üzeri 6 kalır, yani yaklaşık yüzde 74. Kaybedilen dörtte bir, hiçbir adımın kendi puanında görünmez. Peki ya akış sekiz adımsa? Aynı orandan yüzde 66'ya iner. Adım sayısını azaltmak, o adımları teker teker iyileştirmekten çoğu zaman daha çok kazandırır.
Hangi seviyeden başlanır
Üç seviyeyi aynı anda ele almak, pratikte hiçbirine yetişememek demek. Yolculuktan başlamak doğru olanı: etkileşim sorunları yolculuk haritası çıkarılırken zaten kendiliğinden görünür hale gelir, ilişki seviyesindeki ölçümler de ancak yolculuk oturduktan sonra bir şey ifade eder. Ters sırayı deneyenler şunu yaşıyor: teslimat sessizliği çözülmeden sadakat skorunu düzeltmeye çalışmak anketi düzeltir, deneyimi değil.