Ortak Bilgi Etkisi: Toplantıda Neden Herkesin Bildiği Konuşulur
Bir ekipte on kişi varsa, o odadaki bilginin büyük kısmı tek bir kişide durur. Toplantıda konuşulanlar ise neredeyse tamamen herkesin zaten bildiği şeylerdir. Bu boşluğa ortak bilgi etkisi deniyor ve karar kalitesini düşürme biçimi oldukça sistematiktir: eksik bilgiyle değil, yanlış dağılmış bilgiyle karar verirsiniz.
Etki tam olarak nedir
Bir grup tartışırken bir bilginin gündeme gelme ihtimali, o bilgiyi kaç kişinin bildiğiyle doğru orantılı. Sekiz kişiden yedisinin bildiği bir şeyin konuşulması için yedi ihtimal vardır; tek kişinin bildiği şey için bir. Üstelik söylenen şey de sekiz kişiden yedisi tarafından onaylanacağı için tartışma o yöne kayar, tekrarlanır ve grubun hafızasında büyür.
Sonuçta grup, üyelerinin toplamından daha az bilgiyle karar verir. Kimse bilgi saklamamıştır, kimse hata yapmamıştır. Süreç kendiliğinden bu şekilde işler.
Bu yüzden ortak bilgi etkisini kişisel bir çekingenlik sorunu gibi ele almak yanıltıcı. Sessiz kalan kişinin cesaretini artırmak faydalı olabilir, ama sorunun kaynağı orada değil. Sorunun kaynağı toplantının kendisi: sözlü ve sıralı bir kanal.
Sözlü toplantı neden bunu çözemez
Kanalın kapasitesi sabit. Bir saatlik toplantıda sekiz kişi varsa kişi başına yedi buçuk dakika düşer, o da herkesin eşit konuştuğu hayali durumda. Gerçekte iki üç kişi sürenin yarısını alır, kalanlar birkaç dakikada anlatabildikleriyle yetinir.
Birinin yalnızca kendisinin bildiği teknik bir riski anlatması, bağlamı da kurması gerektiği için üç dakikadan az sürmez. Yani odadaki en değerli bilgi, en pahalı biçimde aktarılan bilgidir. Kimse bilinçli olarak susmasa bile aritmetik onu bastırır.
Bir keresinde iki haftadır peşinde koştuğumuz bir yavaşlığın cevabını, ekipteki en sessiz geliştirici toplantı dağıldıktan sonra koridorda söyledi. Cevabı iki haftadır biliyordu, sırası hiç gelmemişti.
Toplantı düzeninde ne değişmeli
Tek etkili müdahale, benzersiz bilgiyi sözlü kanaldan çıkarmak. Tartışmadan önce herkes bildiğini ve endişesini yazsın, tartışma o yazılanların üstünde yürüsün. Bu, sırayla söz vermekten farklı bir şey: yazmak eşzamanlıdır, sekiz kişi aynı anda yazar, kimse sırasını beklemez.
İşe yarayan diğer düzenlemeler kısa bir listeye sığıyor:
- Kararı verecek kişi görüşünü en sonda söylesin. Önce söylerse geri kalan konuşmalar tartışma değil, onay toplama olur.
- Toplantıyı "ne düşünüyoruz" değil, "kimde ne var" sorusuyla açın. İkincisi kişiyi kendi uzmanlık alanına gönderir.
- Bir kişiye açıkça karşı görüşü savunma rolü verin. Rol verilmişse itiraz kişisel olmaktan çıkar.
Bunların ortak noktası, kimseyi daha cesur olmaya ikna etmeye çalışmamaları. Kanalı değiştiriyorlar.
Ortak doküman tek başına yetmez
Bilgiyi ortak bir yere yazmak sorunun yarısını çözer, sonra ikinci yarısını yaratır. Yazılmış olması okunmuş olması demek değil. Ekibin ortak alanında duran, kimsenin açmadığı bir risk notu, kimsenin bilmediği bir riskten pratikte farksızdır; hatta daha kötüdür, çünkü "yazmıştık" demeye izin verir.
Aradaki farkı kapatan şey araç değil, ritüel. Kararın alındığı toplantıda o notların okunması için ilk beş dakikanın ayrılması, en pahalı işbirliği yazılımından fazlasını yapar. Aracın yaptığı iş bilgiyi saklamak; okunmasını sağlamak toplantı düzeninin işi.
Sonuç yerine: neyi ölçersiniz
Bu tür düzenlemelerin işe yarayıp yaramadığını hissiyatla anlamak zor. Somut bir gösterge var: aldığınız kararların kaçında, karar sonrası ortaya çıkan sorun aslında toplantı sırasında birinin bildiği bir şeydi. Birkaç projelik geriye dönük bakış bu sayıyı verir ve genelde tahmin ettiğinizden yüksektir. Sayı düşüyorsa toplantı düzeni çalışıyor demektir.