Arayüzde Seçenek Sayısı: Sadelik Ne Zaman Gerçekten Kazandırır
"Az seçenek daha iyidir" arayüz tasarımının en sık tekrarlanan cümlesi. Doğru olduğu bir yer var, ama olduğu gibi uygulandığında ekranı temizleyip işi zorlaştıran bir yer de var. İkisini ayırmak için seçenek sayısının kullanıcıya tam olarak neyi pahalıya mal ettiğini bilmek gerekiyor: karar mı, arama mı.
Karar süresi seçenek sayısıyla nasıl büyür
İşe ölçülebilir kısımdan başlayalım. Hick-Hyman yasası, bir kullanıcının n seçenek arasından seçim yapma süresini kabaca log2(n+1) ile orantılı sayar. Buradaki logaritma kritik, çünkü sezginin tersini söylüyor: seçenek sayısını ikiye katlamak karar süresini ikiye katlamaz.
Sayıyla bakınca fark net. Beş seçenekten ona çıktığınızda karar süresi yaklaşık %34, ondan yirmiye çıktığınızda yaklaşık %27 artar. Yani menüye eklediğiniz her yeni satırın bedeli, bir öncekinden daha küçüktür. "Şu iki maddeyi kaldırırsak arayüz belirgin hızlanır" varsayımı bu ölçekte çoğu zaman ölçüye yansımaz.
Bu yasanın çalıştığı koşullar da dar. Kullanıcı seçeneklerin ne olduğunu zaten biliyor, hepsi aynı anda görünüyor ve seçim tek adımda yapılıyor olmalı. Uzaktan kumandadaki tuşlar, tanıdık bir yan menü, tekrar tekrar kullanılan bir araç çubuğu buna uyar.
Asıl fatura tarama tarafında
Kullanıcı listeyi bilmiyorsa artık karar vermiyor, arıyor. Görsel aramanın maliyeti logaritmik değil, kabaca lineer büyür: ilk kez gördüğü yirmi maddelik bir listede aradığını bulmak, on maddelikte bulmaya göre gerçekten iki katına yakın sürer.
Sadeleştirme tartışmasının çoğu burada kaybediliyor. Ekip "seçenek sayısını azaltalım" derken karar yükünden bahsettiğini sanır; kullanıcının yaşadığı sorun ise etiketlerin birbirine benzemesi, gruplamanın anlamsız olması, aradığı şeyin hangi başlığın altında olduğunu kestirememesidir. Aynı yirmi maddeyi anlamlı dört gruba ayırdığınızda hiçbir özellik silmeden tarama süresini düşürürsünüz. Sayı değil, ayırt edilebilirlik.
Gizlemek silmek değildir
Kaynak metinlerin standart tavsiyesi katmanlı gösterim: gelişmiş ayarları alt menüye koy, ana ekranı temiz tut. Kademeli açma işe yarar, ama bedava değil. Gizlenen seçenek ortadan kalkmaz; kullanıcının kafasındaki soru "hangisini seçeyim"den "bu ayar var mı, varsa nerede"ye döner. İlkini yanıtlamak saniyeler sürer, ikincisini yanıtlamak bazen destek talebi açtırır.
Bu yüzden katmanlama, kullanımı gerçekten seyrek olan işlevler için doğru, günde birkaç kez dokunulan işlevler için değil. Hangisinin hangisi olduğunu toplantıda tahmin etme; kullanım kaydına bak. Bir ayarın son üç aydaki tetiklenme sayısını çekmek çoğu üründe tek sorguluk iş ve tartışmayı bir çırpıda bitirir, çünkü "bunu herkes kullanıyor" iddiasının arkasında genelde üç kişi çıkar.
Seçim aşırı yüklenmesi sanıldığı kadar sağlam değil
Az seçenek savunusu genellikle Iyengar ve Lepper'ın reçel deneyine dayandırılır: 24 çeşit sunulan tezgahta satın alma oranı, 6 çeşit sunulana göre çok daha düşük çıkmıştı. Ne var ki Scheibehenne ve arkadaşlarının bu alanı toparlayan meta-analizi, çalışmalar bir araya getirildiğinde ortalama etkinin sıfıra yakın olduğunu gösterdi. Etki bazı koşullarda ortaya çıkıyor, bazılarında tersine dönüyor.
Fark yaratan şey seçenek sayısı değil, kullanıcının hazır bir tercihinin olup olmaması. Ne istediğini bilen biri için uzun liste sorun değil, hatta iyi: aradığı tam olarak orada. Ne istediğini bilmeyen biri için altı seçenek bile fazladır. O yüzden "kaç seçenek olmalı" sorusunun tek bir doğru cevabı yok; soru, kullanıcının o ekrana ne kadar hazır geldiği.
Pratikte ne yapmalı
Seçenek sayısını körlemesine kısmak yerine sırasıyla şunu yap. Önce görevin karar mı arama mı olduğuna karar ver; tanıdık ve tekrar eden bir görevse eleme yapmanın kazancı küçüktür, ilk kez yapılan bir görevse gruplama ve etiketleme üzerinde çalış. Sonra varsayılanı düzelt: iyi seçilmiş bir varsayılan, seçeneği silmeden seçim maliyetini sıfırlar ve hazır tercihi olmayan kullanıcıyı kurtarır. En son, kullanım verisinde gerçekten ölü olan işlevleri kaldır.
Kalabalık bir arayüzün sorunu kalabalık olması değil, hangi maddeye bakacağını söylememesidir. Tasarımcının işi listeyi kısaltmak değil, listeyi okunur kılmak.