Konu Başlıkları
Yükleniyor...

Web Tasarımında Tutarlılık Nerede İşe Yarar, Nerede Yaramaz

Tutarlılık ve Standartlara Uyum: Arayüz Kararlarının Sınırı

Tutarlılık, web tasarımında neredeyse hiç itiraz edilmeyen bir ilke; tam bu yüzden sorgulanmadan tekrarlanıyor. Oysa "tutarlı ol" tek başına hiçbir tasarım kararı vermez: neyin sabit kalacağını, hangi standarda uyulacağını, o standardın gerçekten yerleşik olup olmadığını ayrı ayrı sormak gerekir. Kullanıcının bundan aldığı kazanç da her yerde aynı büyüklükte değil.

İç tutarlılık ile dış tutarlılık aynı şeyi kazandırmaz

İç tutarlılık, kendi sitenizdeki öğelerin birbirine benzemesidir: "Sepete Ekle" butonu her üründe aynı yerde, aynı boyda, aynı renkte. Dış tutarlılık ise sitenizin dışında yerleşmiş alışkanlıklara uymaktır. Logonun sol üstte durması, aramanın büyüteçle gösterilmesi, sepetin sağ üst köşede olması.

Bu ikisi genelde aynı cümlede, eşit ağırlıkta anılır. Bence değiller. Dış tutarlılık neredeyse bedava gelen bir kazançtır: kullanıcı o kalıbı başka yüzlerce sitede öğrendi, siz uyduğunuz anda öğretme işini hiç yapmıyorsunuz. İç tutarlılığın getirisi ise büyük ölçüde sizde kalır. Bakım maliyetini düşürür, yeni sayfa açmayı hızlandırır, marka algısını toparlar. Kullanıcı tarafındaki karşılığı sanıldığından küçüktür, çünkü tipik ziyaretçi sitenizin iki üç sayfasını görüp çıkar ve blog ile ürün sayfası arasındaki satır aralığı farkını fark edecek kadar uzun kalmaz.

Kısıtlı zamanınız varsa sıra bellidir: önce dış kalıplara uyun, iç tutarlılığı sonra toparlarsınız.

"Sektör standardı" dediğimizin ne kadarı gerçekten standart?

Standart kelimesi tartışma kapatmak için fazla kolay kullanılıyor. Bir kalıbın gerçekten yerleşik olup olmadığını anlamanın basit bir yolu var: etiketini kaldırın. Büyüteç tek başına aramayı anlatır, yanına "Ara" yazmasanız da çalışır. Üç çizgi ikonu da tanınır, ama altında ne olduğunu söylemez; masaüstünde menüyü oraya gizlemenin bedeli hâlâ ödenen bir bedeldir. Kalp ve yıldız ise sınırda: kalbin beğeni mi, favoriye ekleme mi olduğunu site söylemeden bilemezsiniz, bu yüzden ikisi de etiketsiz bırakılamaz.

Yani standartlık bir liste değil, dereceli bir şey. Gerçekten yerleşmiş kalıp sayısı, tasarım yazılarında anıldığı kadar kabarık değildir; geri kalanı yaygın alışkanlıktır ve yaygın alışkanlığı bozmak, standardı bozmakla aynı riski taşımaz.

Denetim tutarlılığı korumaz

Yaygın tavsiye "düzenli denetim yapın, sayfaları gözden geçirin" şeklinde. Bu tavsiye tutarsızlığı ancak oluştuktan sonra yakalar, üstelik ölçeklenmez: denetlenecek iş sayfa sayısıyla bileşen sayısının çarpımı kadar büyür, sizin denetim kapasiteniz sabit kalır. Otuz sayfalık bir sitede yürür, üç yüz sayfalıkta yürümez.

Tutarlılığı koruyan şey, tutarsızlığı yazmayı zorlaştırmaktır. Renk, boşluk ve tipografi değerleri tek yerde tanımlı olur, butonu elden kurmak yerine bileşeni çağırırsınız. Asıl mesele de burada: bileşen kütüphanesi ancak sayfa kurmanın tek yolu olduğunda işe yarar. Yanında serbest CSS yazmak mümkün kaldığı sürece kütüphane bir öneriye dönüşür, öneriler de teslim tarihi yaklaştığında ilk terk edilen şeydir. Bir projede buton stillerini tek bileşende toplamıştık, ama ekip acele işlerde yanına ek sınıf yazmaya devam ettiği için altı ay sonra sitede yine dört farklı buton vardı.

Formlar: en ucuz tutarlılık kazancı

Form alanları, tutarlılığın en görünür ve en kolay düzeltilen yeri. Zorunlu alan işareti bütün formlarda aynı olsun, tarih her yerde aynı biçimde beklensin, hata mesajı neyin yanlış olduğunu söylesin. "Geçersiz giriş" yerine "Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin" yazmak, tasarım bütçesi gerektirmeyen bir iyileştirmedir.

Telefon alanı ayrı bir örnek. Türkiye ile ABD biçimleri farklı olduğu için uluslararası bir formda hangi biçimi "doğru" sayacağınıza karar vermek zorundasınız. Kullanıcıya biçim dayatmak yerine ne yazdıysa kabul edip sunucuda normalize edersiniz: boşluk, parantez ve ülke kodu temizlenir, tek satırlık iş. Tutarlı olması gereken şey kullanıcının klavyeden girdiği biçim değil, veritabanında tuttuğunuz biçimdir.

Sapmak istediğinizde A/B testi yanlış soruyu cevaplar

Bir noktada yerleşik kalıptan ayrılmak isteyeceksiniz ve standart tavsiye hazır: test edin. Doğru ama eksik. Kısa süren bir A/B testi ilk karşılaşma sürtünmesini ölçer. Yeni kalıp tanım gereği ilk karşılaşmada daha yavaştır, alışılmış olan ise kullanıcının hazır bilgisinden bedava faydalanır. Bu yüzden iki hafta süren bir test, uzun vadede daha iyi olan seçeneği bile kaybettirebilir. Testin kendisi yanlış değil, sorduğu soru yanlış: ölçtüğü şey hangisinin daha iyi olduğu değil, hangisinin daha tanıdık olduğudur.

Öğrenme etkisini görmek istiyorsanız aynı kullanıcının ikinci ve üçüncü denemesine bakmak gerekir. Geri dönen kullanıcılarda görev süresi düşüyor mu, yoksa sürtünme sabit mi kalıyor? Sabit kalıyorsa kalıp öğrenilmiyor, sadece can sıkıyor ve geri dönmek doğru karardır. Düşüyorsa bir maliyet ödeyip bir kazanç almışsınız demektir, o takas savunulabilir.

Tutarlılığı bir kural olarak değil, varsayılan konum olarak düşünmek daha doğru. Varsayılanı seçmek için gerekçe göstermeniz gerekmez; ondan ayrılmak için gösterirsiniz.