HCI Araştırma Laboratuvarları ve Araştırmanın Taşındığı Yer
Bugün kullandığımız arayüzlerin temel fikirleri birbirini tanıyan az sayıda laboratuvardan çıktı. Bu yazı o zinciri sırayla kuruyor: hangi fikir nerede doğdu, kurumsal laboratuvarlar neden geri çekildi, araştırma bunun yerine nereye taşındı. Tarih merakından çok, bir fikrin çalışan bir arayüze dönüşmesinin ne kadar sürdüğünü görmek için.
Zincirin başı 1945 değil, 1964
Vannevar Bush'un 1945'te yazdığı "As We May Think" makalesi, insan-bilgisayar etkileşiminin başlangıç noktası olarak anılır. Doğru bir anma, ama makalede anlatılan Memex bir cihaz değil, bir düşünce deneyiydi; hiç üretilmedi.
Ardından gelen adım genelde "hemen sonrasında" diye geçiştirilir. Arada on dokuz yıl var. Douglas Engelbart o makaleyi okuyup Stanford Research Institute'ta çalışmaya başladı, ilk fare prototipi 1964'te tahtadan yapıldı, sistemin bütünü ise 1968'deki meşhur demoda göründü. Bir fikrin metinden çalışan bir düzeneğe geçmesi yirmi yıl aldı ve bu süre tesadüf değil: metin, iddiasını kimseye kanıtlamak zorunda değildir.
Bu tarihi sıralamanın pratik bir karşılığı var. Bir etkileşim önerisini yazıya döktüğünüzde ikna edici görünür; ekrana koyduğunuzda ise fare imlecinin nereye gideceği, kaç tıklama gerektiği ve elinizin klavyeden ne sıklıkta kalktığı ortaya çıkar.
Xerox PARC farkı nereden geldi
PARC 1970'te kuruldu, yani "1945'ten beri süregelen" bir kurum değil, oldukça geç bir oyuncu. Buna rağmen listelerin başında olmasının sebebi, tek tek fikirler üretmesi değil, fikirleri aynı makinede birleştirmesiydi. Alto üzerinde bit eşlemli ekran, üst üste binen pencereler, ekranda gördüğünüzü basan bir editör ve makineleri birbirine bağlayan bir ağ aynı anda çalışıyordu.
Bir arayüz fikri tek başına test edilemez. Pencere kavramı ancak yeterince hızlı çizilen bir ekranda anlamlıdır, dosya paylaşımı ancak ağ varsa denenebilir. PARC'ın yaptığı, bir fikri sınamak için gereken bütün altyapıyı aynı binada tutmaktı.
Kurumsal laboratuvar ile üniversite arasındaki iş bölümü
Alanın kilometre taşlarına bakınca kurumsal laboratuvarların ağırlığı göze çarpar: SRI, PARC, Bell Labs, IBM Watson, Apple'ın ileri teknoloji grubu, Microsoft Research. Üniversiteler kavramsal çerçeveyi, ölçüm yöntemlerini ve eleştiriyi üretti; donanım gerektiren, uzun soluklu ve pahalı denemeler ise şirketlerde yapıldı.
Bu ayrımın sebebi yetenek değil, bütçe ve zaman ölçeği. Beş yıl sürecek, üç yıl boyunca hiçbir yayın çıkarmayacak bir deneyi akademik takvim taşıyamaz.
Araştırma kaybolmadı, yer değiştirdi
Büyük kurumsal laboratuvarların gerilediği doğru. Buradan "HCI araştırması yavaşladı" sonucunu çıkarmak ise yanlış olur. Araştırma ürün ekiplerinin içine taşındı. Milyonlarca kullanıcısı olan bir üründe bir düğmenin yerini değiştirip sonucu ölçmek, bir laboratuvar deneyinden çok daha büyük bir örneklemle çalışır ve haftalar yerine günler sürer.
Bunun bedeli şeffaflık. Ürün içinde yapılan ölçümler yayımlanmaz, yöntemi paylaşılmaz, başkası tarafından tekrarlanamaz. Akademik tarafta ise yöntem açıktır ama katılımcı sayısı çoğu zaman iki haneli kalır. İkisi birbirinin yerine geçmiyor: büyük örneklemli ölçüm hangi seçeneğin kazandığını söyler, küçük örneklemli gözlem neden kazandığını söyler. Sıralama önce ikincisi, sonra birincisi olduğunda işe yarıyor; tersi olduğunda elinizde açıklayamadığınız bir yüzde farkı kalıyor.
Bir etkileşim tartışmasını genelde en kaba çalışan prototiple çözerim. Toplantıda iki tarafın da haklı göründüğü yerde, ekranda duran bir şey tarafı belli eder.
Bu tarihten bugün için çıkan şey
Laboratuvar listelerinin faydası isimleri ezberlemek değil. Ortak nokta şu: alanı ilerleten her yer, fikri denemek için gereken altyapıyı kendi elinin altında tutmuştu. Bugün de aynısı geçerli. Bir arayüz iddiasını sınayabilmek için ölçümü kendiniz kurabiliyor, kurduğunuz ölçümün ne saydığını bilebiliyor olmanız gerekiyor. Bunu dışarıdan bir panele ya da hazır bir gösterge tablosuna devrettiğinizde elinizde bir sayı kalır, o sayının nereden geldiği kalmaz.