İnternet Yalnızlaştırıyor mu? Ölçtüğünüz Şey Cevabı Belirliyor
İnternetin insanları yalnızlaştırıp yalnızlaştırmadığı sorusu yıllardır aynı yerde dönüyor, çünkü tartışmaların çoğu ölçüsünü söylemeden başlıyor. Ekranda geçen süre mi ölçülüyor, görüşülen kişi sayısı mı, ilişkinin kendisi mi? Arayüz tarafında çalışan biri için bu akademik bir ayrım değil: panele hangi sayıyı koyduğunuz ürünün hangi yöne evrileceğini belirliyor.
Önce soruyu bölmek
Tek başına “yalnızlaştırıyor mu” sorusu cevaplanamaz, çünkü içinde en az üç ayrı iddia var. Birincisi, internette geçen sürenin başka etkinliklerden çalıp çalmadığı. İkincisi, çevrimiçi ilişkilerin yüz yüze olanların yerine mi geçtiği yoksa yanına mı eklendiği. Üçüncüsü, bu değişimin herkes için aynı yönde ilerleyip ilerlemediği.
Üçü farklı verilerle ölçülür. Süre yer değiştirmesi kullanım kayıtlarından çıkar. İlişkinin niteliği çıkmaz; onu ancak insanlara sorarak öğrenirsiniz. Bu ayrımı yapmadan ilerleyen tartışma, elindeki veriyle cevaplayamayacağı bir soruya cevap verir.
Oturum süresi neyi ölçer
Yaygın analitik araçlarında bir oturum, otuz dakika hareketsizlikten sonra kapanır. Bu bir doğa yasası değil, aracın varsayılan ayarı. Yani “ortalama oturum süresi” dediğiniz sayı kullanıcının ürünle geçirdiği gerçek zamanı değil, o eşiğin çizdiği pencereyi ölçüyor. Sekmeyi açık bırakıp kahve almaya giden kullanıcıyla ekranda gerçekten çalışan kullanıcı çoğu kurulumda aynı görünür.
İkinci sorun daha sinsi. Sürenin artması ürün tarafında genelde iyi haber sayılır, oysa aynı artış kullanıcının aradığını bulamadığı anlamına da gelir. Bir kurumsal panelde tam bunu gördüm: ortalama oturum süresi belirgin şekilde yükselmişti, sebebi yeni menü yapısında kimsenin aradığı ekranı ilk denemede bulamamasıydı.
Aynı sayının iki zıt yorumu birden desteklemesi, onun tek başına metrik olmaya uygun olmadığını gösterir. Süreyi görev tamamlama oranıyla birlikte okumuyorsanız elinizde bilgi değil, bir grafik var.
Dijital uçurum nerede oluşuyor
Erişim eşitsizliği denince akla önce cihaz ve bağlantı geliyor. Bağlantının ucuzladığı yerlerde fark tamamen kapanmıyor, çünkü asıl engel daha sonra çıkıyor: cihaz elde, arayüz kullanılamıyor. Küçük dokunma hedefleri, geri dönüşü olmayan adımlar, ne olduğunu söylemeyen hata mesajları. Bunlar deneyimli kullanıcı için yavaşlatıcı, deneyimsiz kullanıcı için duvar.
Erişilebilirlik çalışmalarının saha tarafında gösterdiği de bu. Yaşlı kullanıcıyı sistemden koparan şey genelde teknolojinin bütünü değil, tek bir kurtarılamayan hata oluyor. Parayı gönderdiğini sanıp göndermediğini sonradan fark eden kullanıcı o ekrana bir daha girmiyor, üstelik bunu kimseye şikâyet olarak da bildirmiyor. Terk sessiz gerçekleşiyor, dolayısıyla destek kayıtlarında görünmüyor.
Tasarım tarafındaki karşılığı
Buradan üç somut karar çıkıyor ve üçü de ölçülebilir:
- Yıkıcı her işlemin ya bir geri alma penceresi ya da ne olacağını yazan bir onay ekranı olsun. Onay kutusu bunu karşılamıyor, çünkü kutuyu kimse okumuyor.
- Hata metni sistemin ne yaptığını değil, kullanıcının ne yapması gerektiğini söylesin.
- Süre ve görev tamamlama aynı raporda dursun. Tek başına duran süre grafiği panelden çıksın.
Hiçbiri yeni fikir değil. Buna rağmen çoğu panelde oturum süresinin yalnız başına durması, sorunun teşhiste değil önceliklendirmede olduğunu gösteriyor.
Peki cevap ne
İnternetin kendisi yalnızlaştırmıyor. Yalnızlaştıran şey, insanı geri dönemeyeceği bir yere iten ve neden orada olduğunu anlatmayan arayüz. İkisini aynı torbaya koyduğumuz sürece tartışma teknolojinin ahlakı üzerinden döner, oysa çözülecek sorun somut ve tasarım masasında duruyor.