Özelleştirme Arayüzünde Seçenek Sayısı ve Varsayılanlar
Özelleştirme tek kelime, ama iki ayrı işi anlatıyor: arayüzün kullanıcıya göre dizilmesi ve ürünün kullanıcı tarafından kurulması. Tasarım problemleri de aynı değil. Arayüz tarafında soru "kullanıcı neyi yerinden oynatabilsin", ürün tarafında "hangi adımda ne sorulsun" olur. İkisinde de akışı bitiren şey seçenek bolluğu değil, doğru seçilmiş varsayılandır.
İki özelleştirme, iki ayrı risk
Arayüz özelleştirmede kullanıcı aracı kendine göre diziyor: bileşenlerin sırası, tema, kısayollar. Ürün aynı kalıyor, değişen şey kullanıcının o ürünü görme biçimi. Yaptığı bir şeyden memnun kalmazsa geri alıyor, bedeli bir tıklama.
Ürün özelleştirmede çıkan nesne değişiyor. Tişört basılıyor, davetiye kesiliyor, konfigüratörden geçen sipariş üretime düşüyor. Burada yanlış seçimin bedeli iade, yeniden üretim ve destek yazışması oluyor. Aynı tasarım kuralını ikisine birden uygulamak bu yüzden yanlış: arayüzde kullanıcıya cömert davranabilirsin, üründe davranamazsın.
Seçenek sayısı toplanarak değil çarpılarak büyür
Birbirinden bağımsız beş alan düşün, her birinde dört değer olsun: kumaş, renk, yazı tipi, metin konumu, beden. Kullanıcının karşısındaki ekranda beş açılır liste var. Arka tarafta 4^5, yani 1024 olası yapılandırma var.
Bu sayının pratik anlamı şudur: önizlemeyi üreten şablonun 1024 durumda da doğru çalışması gerekiyor. Uzun metnin alana sığmaması, yazı tipi değişince hizalamanın kayması, koyu kumaşta koyu yazının kaybolması gibi hatalar tam olarak bu çarpımın içinde saklanır ve hiçbirini tek tek gözden geçiremezsin. Arayüze bir açılır liste eklemek bir satır iş gibi görünür; test tarafında çarpan ekler.
Özelleştirme durumunu yalnızca tarayıcı tarafında tutmam. Kullanıcı telefonda başladığı tasarımı masaüstünde açtığında yarım kalan işini orada bulamıyorsa, kaybedilen şey bir oturum değil, bir sipariş.
Varsayılan, ürünün kendisidir
Kullanıcıların çoğu hiçbir seçeneğe dokunmadan devam eder. Dolayısıyla varsayılan yapılandırma, bir yedek değil, ürünün en çok görülen hâlidir. Seçimi şu sırayla yap: elinde sipariş verisi varsa en çok talep edilen yapılandırmayı varsayılan yap; yoksa hata yaptığında en az zarar veren seçeneği koy. Varsayılanı boş bırakmak üçüncü bir yol değil, kullanıcıyı ilk adımda karar vermeye zorlamanın adı.
Konuyla ilgili yazılarda iki tavsiye genellikle yan yana durur: kullanıcıya özgürlük tanı ve gereksiz alternatifi kaldır. İkisi aynı ekranda birden geçerli olamaz. Ayrımı şöyle yapmak işe yarıyor: geri alınabilir kararlarda seçenek bırak, geri alınamayanlarda kıs.
Akışı adımlara bölmek ne zaman doğru
Tek ekranda on iki alan mı, dört adımda üçer alan mı? Adımlara bölmek kullanıcıya nerede olduğunu gösterir, ama her adım aynı zamanda bir çıkış kapısıdır. Ölçütü basit tut: adımı yalnızca gerçek bir bağımlılık varsa aç. Kumaş seçilmeden renk listesi oluşmuyorsa iki adım olmak zorundadır. Sırf ekran kalabalık görünmesin diye bölünen alanlar ise kullanıcıyı aynı sayıda kararla, fazladan tıklamayla baş başa bırakır.
Son adımda her şeyi tek sayfada toplayıp göster. Kullanıcı o noktaya kadar verdiği kararları art arda gördüğünde yanlış seçimi kendisi fark eder, destek talebi olarak sana dönmez.
İşletme tarafında ne değişiyor
Katalogla ve satış temsilcisiyle yürüyen işin büyük bölümü web tabanlı bir konfigüratörle kullanıcıya devredilebiliyor, coğrafi sınır da ortadan kalkıyor. Ama operasyon yükü yok olmuyor, yer değiştiriyor. Telefonda sorulan sorular yerine "önizlemede böyle görünmüyordu" şikâyetleri geliyor. O şikâyetlerin sayısı, önizlemenin 1024 durumda ne kadar dürüst olduğuna bağlı.