Kültürel Farklar ve Global UX: Ülke Ortalamasıyla Tasarım Yapılmaz
Bir ürünü yeni bir pazara açarken en pahalı varsayım, kullanılabilirlik kurallarının her yerde aynı sonucu vereceğidir. Kurallar aynı kalır, kullanıcının o kuralları uyguladığı bağlam değişir. Fark da genelde büyük tasarım ilkelerinde değil, ürün etiketinde, ödeme adımında, bir formun ad alanında ortaya çıkar.
Fark nerede görünür
Singapur'da yapılan bir çalışmada Müslüman kullanıcıların ürünün helal olup olmadığını net görmek istediği ortaya çıkmıştı. Buradaki bulgu “helal etiketi ekleyin” değil, bilginin hiyerarşide nereye konduğu. Ürün sayfasının altında küçük bir rozet, satın alma kararını veren bilgi olduğunda yanlış yerdedir. Aynı mantık fiyat şeffaflığı, iade koşulu, teslimat süresi için de işler: hangi bilginin kararı verdiği pazara göre değişir, o bilgi de yukarı çıkar.
Mahremiyet ikinci belirgin başlık. Ev hizmeti alan bir kullanıcı bunun çevresince bilinmesini istemeyebiliyor. Bu tür bir pazarda referans ve yorum sistemini gerçek isim ve fotoğrafla kurarsan yorum sayın düşer, sonra da “kullanıcılarımız yorum yazmıyor” diye yanlış problemi çözmeye çalışırsın.
Ülke ortalaması persona değildir
Kültürel farkları ölçen ulusal boyut endeksleri tasarım kararlarını gerekçelendirmek için sık kullanılıyor. Bu skorlar ülke ortalamalarıdır ve ülke içi değişkenlik neredeyse her zaman ülkeler arası farktan büyüktür. Ortalamadan çıkardığın persona, o ülkedeki hiç kimseye denk gelmez; eline ölçüm görünümlü bir klişe geçer.
Kültürel skor tablosuna bakıp persona çıkarmam. Skor en fazla nereye bakacağını söyler, ne bulacağını söylemez; ikisini karıştıran ekip test yapmadan karar verdiğini fark etmiyor bile.
Çeviri ile lokalizasyon aynı şey değil
Çeviri metni taşır, lokalizasyon kararı taşır. Ödeme yöntemleri, adres formatı, tarih ve sayı biçimi, isim yapısı, resmi tatiller, güven işaretleri. McDonald's'ın ürün içeriğini ülkeye göre değiştirmesi ya da Uber'in İstanbul'da tekneyle ulaşım denemesi bu kategoriye girer, arayüz metnine değil ürün kararına dokunur.
Dil seçimini bayrakla göstermem. Bayrak ülkeyi anlatır, dili değil; Almanca konuşan Avusturyalı kullanıcıya Almanya bayrağı göstermek küçük ama gereksiz bir sürtünme yaratır. Dilin kendi adını kendi dilinde yaz: Deutsch, Türkçe, العربية.
Kararın kodda karşılığı var mı
“Şu pazarı destekliyoruz” cümlesinin arayüzde bir bedeli var ve bu bedel çoğu projede sonradan çıkıyor:
- Metin uzuyor. İngilizceden Almancaya çeviride orta uzunluktaki metinler belirgin şekilde büyür, kısa düğme etiketleri iki katına çıkabilir. Sabit genişlikli düğme tasarladıysan ilk çeviride taşar.
- Sağdan sola yazım yön değiştirir. Kodda
margin-leftyerinemargin-inline-startkullanmıyorsan Arapça sürümde düzen ters dönmez, sadece bozulur. - İsim ve adres alanları varsayım taşır. Zorunlu “soyad” alanı bazı pazarlarda doldurulamaz, posta kodu her ülkede beş hane değildir.
- Tarih biçimi çift anlamlıdır. 03/04 iki farklı gün demek; sipariş ekranında ay adını yazmak bu belirsizliği tek hamlede bitirir.
Tasarım dosyasında hepsi çözülmüş görünür, çünkü mockup'ta tek dil vardır. Ekranı üç dille birden doldurup bakmak, sonradan yapılacak yeniden düzenleme işinin çoğunu baştan siler.
Küçük testler yeterince şey söyler
Hedef pazarda üç beş kişilik oturumlar bile kör noktaları çıkarır. İki soruyu doğrudan sor: bu ekranda eksik bulduğun bilgi ne, ve burada alışveriş yapmayı güvenli buluyor musun. İkinci soruya gelen cevaplar genelde tasarımın değil, ödeme yöntemi ve iletişim bilgisi eksikliğinin sonucudur.
Yerel rakibi incelemek de ucuz bir kaynak. Rakibin ana sayfada öne çıkardığı bilgi, o pazarda kullanıcının aradığı bilgidir; kendi sayfanda o bilgi üçüncü sekmedeyse sorunu test etmeden görürsün.