Lüks Alışverişte Dört Müşteri Tipi, Dört Ayrı Yolculuk
Lüks alışverişte müşteri yolculuğu genellikle tek bir hat olarak anlatılır: keşif, değerlendirme, satın alma, kullanım. Oysa aynı dört aşama dört farklı müşteri tipinde aynı şekilde işlemiyor; bazıları için yolculuk ilk duraktan itibaren başkasının adına yürüyor. Tiplerin nerede ayrıştığını görmek, markaların dijitalde nerede müşteri kaybettiğini de açıklıyor.
Dört müşteri tipi
Lüks alışveriş yapanları ayırmanın en işe yarar yolu harcama tutarı değil, satın alma nedeni. Dört nedenden dört tip çıkıyor.
Profesyonel stilistler
Başkası için seçer, başkası için satın alır. Aynı ürünün üç bedenini birden alıp müşterisinin kararından sonra ikisini iade etmek onun için istisna değil, yöntem. Farfetch ya da Net-a-Porter gibi çok markalı platformları marka sitelerine tercih ediyor: tek sepet, tek iade akışı, tek kargo takibi. Hız ve iade kolaylığı burada estetikten önce geliyor.
Vitrin gezginleri
Satın almıyor, takip ediyor. Çoğu genç; koleksiyonları ve markanın sosyal medya hesaplarını yakından izliyor, markayla kurduğu bağ ürünün kendisinden önce geliyor. Bu grup bugünün cirosunda görünmez, beş yıl sonraki müşteri listesinde görünür.
Ara sıra kendini şımartanlar
Lüks alışverişi bir ödül ya da yatırım olarak görüyor. Genelde tek bir parça: çanta, ayakkabı, saat. Alışveriş özel bir güne ya da bir başarıya bağlandığı için ürünün hikâyesi de ürün kadar ağırlık taşıyor; çoğu bu parçayı kendisinden sonra da kalacak bir şey olarak düşünüyor. Mağaza deneyimi onlar için sürecin kendisi, yalnızca ödeme adımı değil.
Büyük harcayıcılar
Sık ve yüksek tutarlarda alıyor, birkaç markaya bağlı kalıyor, satış danışmanıyla adıyla konuşuyor. Ürün detayına hâkim oldukları için dijitalde eksik bilgi ya da amatör görsel ilk bakışta fark ediliyor. Logo tercihi bu grupta iki yöne de gidebiliyor: kimi görünür logoyu seçiyor, kimi tanıyanın tanıdığı sade parçayı.
Aynı dört aşama, farklı duraklar
Keşif, değerlendirme, satın alma, kullanım. Model doğru, ama her tip bu hattın tamamını yürümüyor.
Stilistin yolculuğu kullanım aşamasına hiç gelmiyor. Ürünü teslim ediyor, sadakat varsa müşterisinde birikiyor; markanın stiliste yönelik sadakat programı kurması bu yüzden çoğu zaman boşa gidiyor. Vitrin gezginiyse tersi: keşifte yaşıyor, değerlendirmeye bile geçmiyor, ona satın alma hunisi kurmak dönüşüm yerine rahatsızlık üretiyor. Şımartan tek bir satın almanın etrafında aylarca dolaşıyor. Büyük harcayıcı dört aşamayı yılda birkaç kez baştan yürüyor, tek fark hızında.
Pratik sonuç şu: tek bir huni tasarımı dört tipten en fazla ikisine uyuyor.
Değerlendirme aşaması nerede kopuyor
Değerlendirme, lüks müşterisinin en çok bilgi istediği ve dijitalden en çok şey beklediği aşama. Ürünün adını bulmak, kumaşını, ölçüsünü, üretim yerini öğrenmek, parçayı benzerleriyle karşılaştırmak istiyor. Marka sitesi bunu sağlamazsa müşteri aramayı bırakmıyor, aradığını başka bir yerde buluyor.
Tekrar eden kopma noktaları:
- ürün adını ve kodunu sayfada görünmez bırakan şablonlar
- tek açıdan, ölçek referansı olmadan çekilmiş görseller
- “zamansız bir zarafet” diyen ama kumaş bilgisi vermeyen açıklamalar
- kategori yapısıyla koleksiyon yapısının birbirine karışması
Marka sitesi bu aşamada çok markalı platformun yanında genelde zayıf kalıyor. Sebebi bütçe değil: platform ürün verisini binlerce parçada aynı şemayla topluyor, marka ise her sezon elden geçirilen bir vitrin kuruyor. Karşılaştırma yapmak isteyen müşteri için ikincisi işe yaramıyor.
Bilgi isteğinin bir de faturası var. Yirmi yüksek çözünürlüklü görsel, her biri 1,5 MB, tek sayfada 30 MB demek; mobil bağlantıda ilk açılış buna dayanmıyor. Görseli yığmak yerine altı iyi kare, çalışan bir zoom ve net bir ölçü referansı koymayı daha güvenilir bulurum: müşteri dokuyu zoom'da görüyor, sayfa da açılıyor.
Satın almadan sonra ne kalıyor
Uzun değerlendirmenin ardından mağaza ziyareti ya da kutunun açılması zirve noktası oluyor. Lüks markalar bu kısmı genelde iyi yapıyor. Zayıf halka sonrası: bakım, onarım, garanti kaydı. Şımartan için aldığı parçanın on yıl sonra tamir edilebilir olması bir pazarlama vaadi değil, satın alma gerekçesinin parçası. Onarım talebini isimsiz bir e-posta adresine bırakan marka, en bağlı müşterisini en kırılgan noktada yalnız bırakıyor.