Nielsen Norman Group'un İlk On Yılı: Neyi Kanıtladı, Neyi Kanıtlamadı
Nielsen Norman Group 1998'de kuruldu. İlk on yılda yaptığı iş, kullanılabilirliği akademik bir merak olmaktan çıkarıp faturası kesilen bir hizmete çevirmekti; asıl miras da yayın sayısı değil, bir arayüz iddiasının test edilerek çürütülebilir hale gelmesiydi. O on yılın rakamları etkileyici. Bir kısmı ise olduğundan fazla ciddiye alındı.
Bağımsız olmanın tek başına getirdiği şey
1998'de kullanılabilirlik uzmanlarının neredeyse tamamı büyük teknoloji şirketlerinin içinde çalışıyordu. Bulgular şirket içi rapor olarak kalıyor, bir sonraki sürümde belki uygulanıyor, dışarıya hiç çıkmıyordu. Don Norman ve Jakob Nielsen'ın dışarı çıkıp bağımsız bir danışmanlık kurması, bulguları yayımlanabilir hale getirdi. Sektörün ortak bir kelime dağarcığı kazanması bu yüzden mümkün oldu: "görev tamamlama oranı", "sezgisel değerlendirme", "kart gruplama" gibi terimler tek bir şirketin iç jargonu olmaktan çıktı.
Bunun bir bedeli de vardı. Danışmanlık, sattığı yöntemi eleştirmekte doğal olarak isteksizdir. NN/g'nin ilk on yıl yazılarında kullanıcı testinin sınırlarına dair eleştiri az, yaygınlaştırılmasına dair savunma çoktur.
On yılın bilançosu ve içindeki zayıf halka
Rakamlar kurumun kendi on yıl derlemesinden gelir: 22 dile çevrilen altı kitap, on yedi ülkede yaklaşık bin site üzerinde 3100 kullanıcıyla yürütülen testler, on beş binden fazla kullanılabilirlik bulgusu, yetmiş yedi bin aboneli Alertbox bülteni. Bu ölçek gerçek ve o dönem için eşi yok.
Zayıf halka, sıkça alıntılanan "yeniden tasarım sonrası ortalama %50 iyileştirme" cümlesi. Ölçüm öncesi-sonrası karşılaştırmasına dayanıyor, kontrol grubu yok. Aynı yıllarda bağlantı hızları, tarayıcı yetenekleri ve kullanıcıların web okuryazarlığı da hızla değişti; bir sitenin görev süresinin kısalmasının ne kadarı tasarımdan, ne kadarı ortamdan geldi ayrıştırılmadı. Üstelik ölçülen projeler NN/g'ye danışmanlık için gelmiş, yani baştan kötü durumdaki sitelerdi. Kötü bir başlangıç noktasından ölçmeye başlarsanız iyileşme oranı kendiliğinden yüksek çıkar. Bu rakamı bir sektör ortalaması olarak kullanmam; kendi projenizde "yeniden tasarlarsak yarı yarıya iyileşir" demenin dayanağı değil.
Beş kullanıcı meselesinin matematiği
O on yılın en çok tekrarlanan çıktısı, bir testte beş kullanıcının yeteceği fikri. Arkasındaki formül basit: n kullanıcıyla bulunan sorun oranı 1-(1-L)^n. Buradaki L, tek bir kullanıcının ortalama olarak sorunların ne kadarını ortaya çıkardığı.
Nielsen'ın kullandığı L değeri 0,31. Bu değerle beş kullanıcı sorunların yaklaşık %84'ünü bulur, dolayısıyla "beş yeter" sonucu çıkar. Ama L bir sabit değil, o çalışmalarda gözlenen bir ortalama. Karmaşık bir kurumsal panelde ya da uzmanlaşmış bir iş akışında kullanıcı başına keşif oranı rahatlıkla 0,10'a düşer. O zaman beş kullanıcı sorunların yalnızca %41'ini bulur, aynı yüzdeye ulaşmak için on sekiz kullanıcı gerekir. Formül aynı, sonuç bambaşka.
İkinci sınır daha da sık atlanıyor: formül tek bir kullanıcı grubu varsayar. Yeni kullanıcı ile günlük kullanan operatör aynı arayüzde bambaşka sorunlara takılır. İki farklı grubunuz varsa beş değil, grup başına beş kişi konuşuyorsunuz demektir.
Bugün neyi okumaya değer, neyi değil
NN/g arşivini tarihe bakarak okuyun. On sezgisel ilke gibi yöntem yazıları eskimiyor, çünkü teknolojiden bağımsız ifade edilmişler: sistem durumunu görünür kıl, kullanıcıya geri dönüş yolu bırak, hatırlamak yerine tanımayı tercih et. Bunlar 2008'de de doğruydu, mobil arayüzde de doğru.
Eskiyen kısım, dönemsel gözlemler. "Kullanıcılar sayfayı kaydırmaz", masaüstü öncesi göz izleme çalışmalarından çıkan F deseni ve benzeri bulgular, kaydırmanın refleks haline geldiği dokunmatik dünyada olduğu gibi geçerli değil. Aynı arşivde yan yana duran bu iki tür yazıyı ayırt etmeden alıntılamak, on yıllık bir mirası bugünün tasarım kararına yanlış uygulamak demek.
Bir de bulgunun kaderi var. On beş bin kullanılabilirlik bulgusunun kaç tanesi koda dönüştü, bunu kimse ölçmedi. Rapor edilen sorun ile düzeltilen sorun arasındaki fark, kullanılabilirlik çalışmalarının bugün hâlâ en zayıf noktası.