Konu Başlıkları
Yükleniyor...

Ülke Sitelerinde Yerelleştirme Nerede Bozuluyor

Çok Ülkeli Sitelerde Kullanıcı Deneyimi ve Bakım Maliyeti

Uluslararası bir markanın Türkiye sitesine girip ana sitedeki bilgiyi bulamamak sık yaşanan bir durum. Ürün sayfası daha az bilgi taşır, karşılaştırma tablosu yoktur, arama kutusu başka sonuçlar döner. Bunun sebebi genellikle kötü çeviri değil; içerik, tasarım ve altyapı kararlarının üç ayrı yerde birbirinden habersiz alınmasıdır.

Belirsiz içerik kullanıcıyı yavaşlatır

Yerel sitelerde en çok görülen hata, ürün bilgisinin yerini pazarlama diline bırakmasıdır. "Etkileyici görüntü", "rakipsiz kalite", "sürükleyici deneyim" gibi ifadeler her ürün için aynı anlama geliyor, yani hiçbir anlama gelmiyor.

Kullanıcı o sayfaya bir karar vermek için gelir: hangi model, hangi paket, hangi beden. Karar verebilmek için karşılaştırılabilir bir veriye ihtiyaç duyar. Ekran boyutu, ağırlık, garanti süresi, kutu içeriği. Ana sitede bu tablo varken yerel sitede olmaması, ziyaretçiyi ya ana siteye ya da rakibe gönderir.

Basit bir kontrol: aynı kategoriden iki ürünün yerel sayfasını açın, yan yana koyun ve aralarındaki farkı sadece o sayfalara bakarak söylemeye çalışın. Söyleyemiyorsanız içerik değil, süs yazmışsınız demektir.

Metin uzunluğu tasarımı bozar

Arayüz metinleri dilden dile aynı uzunlukta kalmaz. İngilizce "Add to cart" iki kelime, Türkçesi daha uzun, Almancası genelde daha da uzun. Sabit genişlikli bir düğme İngilizce tasarlanıp diğer dillere aynen aktarıldığında metin ya kırpılır ya taşar.

Bunun yanına tarih biçimi, ondalık ayracı, para birimi konumu, adres alanlarının sırası ve telefon maskesi de ekleniyor. Hepsi ayrı ayrı küçük hatalar, üst üste gelince site "buranın için yapılmamış" hissi veriyor.

Çözüm bileşenleri en uzun metne göre denemek. Üç dilde aynı sayfanın ekran görüntüsünü alıp yan yana koymak hataların çoğunu çıkarır (kimsenin yapmamasına hâlâ şaşırıyorum).

Merkez ile yerel ofis arasındaki kopukluk

Merkez ofis ürün stratejisini ve tasarım kurallarını belirler, yerel ofis ise çoğu zaman bunları bir sunumdan öğrenir. Aradaki boşluğu dışarıdan bir ajans doldurur ve ajans genellikle görselliğe göre değerlendirilir, kullanılabilirliğe göre değil.

Yerel ekibin bağımsızlığını göstermek için ana siteden belirgin şekilde farklı bir şey yapmak istemesi de tanıdık bir kalıptır. Sonuçta iki farklı marka gibi görünen iki site çıkıyor ortaya.

Burada işe yarayan şey belge: hangi bilginin her ülkede zorunlu olduğu, hangi bileşenin değiştirilemeyeceği, neyin serbest bırakıldığı yazılı olsun. Yerel ekibe "markaya uygun davran" demek bir kural değil, temenni.

Kurumsal sitelerde terim hatası pahalıya patlar

B2B tarafında sektör terimlerinin yanlış çevrilmesi, tüketici sitesindeki bir yazım hatasından çok daha ağır sonuç doğurur. Teknik alıcı yanlış terimi ilk cümlede fark eder ve satıcının işi bilmediği sonucuna varır. Bu yüzden ürün terimlerinin sözlüğü çeviri bürosuna değil, yerel satış ekibine onaylatılır.

Yirmi ülke sitesi, yirmi ayrı yayın

Asıl maliyet buradan çıkıyor. Her ülke sitesi ayrı bir kod tabanı olarak kurulduğunda, tek bir bileşende yapılan değişiklik site sayısıyla çarpılıyor: yirmi düzenleme, yirmi test, yirmi yayın. İş yükü doğrusal büyüdüğü için ilk üç ülkede sorun görünmüyor, onuncu ülkede ekip sadece senkron tutmakla uğraşır hâle geliyor.

Kullanıcı deneyimi açısından sonucu şu: güncellemeler eşit dağılmadığı için ülkeler arasında sürüm farkı oluşuyor, en küçük pazar en eski arayüzle kalıyor.

Doğru kurgu tek kod tabanı, üstünde ülkeye göre değişen içerik ve ayar katmanı. Ölçüt basit: bir yerelleştirme isteği kod değişikliği gerektiriyorsa, orada yerelleştirme değil çatallanma vardır. Dil dosyası, para birimi tanımı, yasal metin, vergi kuralı hepsi veri olarak taşınabilir.

Sıralama

Kaynak sınırlıysa yatırımı şu sırayla yapın: önce ürün bilgisini ana siteyle eşitleyin, sonra arayüz metinlerini en uzun dile göre test edin, sonra terim sözlüğünü yerel ekibe onaylatın. Altyapıyı tek kod tabanına taşımak en pahalı adım ama üçüncü ülkeden sonra kendini ödüyor.