Tüketici Ürünlerinde Kullanıcı Deneyimi Neden Zayıf Kalıyor?
Pahalı bir arabada klimayı kısmak için ekrana üç kez dokunmak gerekiyorsa, bunu "tasarımcı kullanıcıyı düşünmemiş" diye açıklamak kolay ama eksik kalıyor. Fiziksel üründe arayüz kararı, kalıp açıldığı anda donuyor. Yazılımın yayınla, ölç, düzelt döngüsünün burada karşılığı yok ve tüketici ürünlerindeki kullanılabilirlik sorunlarının büyük kısmı tam olarak buradan çıkıyor.
Yazılımda ucuz olan, panelde pahalı
Bir web sitesinde menü sırasını değiştirmek tek bir commit meselesi. Direksiyon üstündeki kumanda düzenini değiştirmek ise kalıp değişikliği, tedarikçi anlaşması, yeniden sertifikasyon ve çoğu zaman bir sonraki makyaj modelini beklemek demek. Aradaki fark birkaç kat değil, birkaç mertebe.
Bu yüzden "dijitalin en iyi uygulamalarını fiziksel ürüne taşıyın" tavsiyesi olduğu gibi işlemiyor. Dijital tarafın asıl gücü olan yayın sonrası iterasyon, donanımda kullanılamıyor. Taşınabilen kısım sadece dondurma anından öncesi: ucuz maket, erken prototip ve gerçek kullanıcıyla yapılan test. Bir arayüz kararını "nasılsa sonra yazılım güncellemesiyle düzeltiriz" gerekçesiyle geçirmem; ekranın arkasındaki menü güncellenebilir, ama o menüye uzanmak için direksiyondan kalkan el güncellenemiyor.
Menü neden derinleşiyor?
Panelde yer sınırlı, özellik listesi sınırsız. Özellik sayısı arttıkça ya kontrol sayısı artar ya da menü derinleşir, üçüncü bir seçenek yok. Buna bir de maliyet ekleniyor: otuz ayrı düğme yerine tek dokunmatik ekran koymak hem parça listesini hem montaj hattını ucuzlatıyor. Yani derin menü çoğu zaman düşüncesizliğin değil, bilinçli bir maliyet kararının sonucu. Yanlış hedefe ateş edersen sorun da çözülmüyor.
Derinliğin bedeli somut olarak hesaplanabilir. Her seviyede ortalama altı seçenek sunan üç seviyeli bir menüde 216 uç nokta oluşur. Kullanıcı aradığı işlevin hangi dalda olduğunu bilmiyorsa, her adımda yaptığı tahmin bir öncekinin üstüne biniyor. Aynı işlevi panelde tek düğmeye bağladığınızda tahmin sayısı sıfır. Peki ya ekranın ilk sayfasına kısayol koymak? İşe yarar, ama bu artık bir menü tasarımı değil, gizli bir fiziksel düğme taklidi.
Dokunmatik ekranın asıl sorunu görüntü değil
Ekranlar keskin, hızlı ve güncellenebilir. Eksik olan dokunsal geri bildirim. Bir düğmeyi bakmadan parmakla bulursun, düz camda bulamazsın. Bu yüzden ekrandaki her işlem gözü yoldan alıyor ve süresi kullanıcının dikkatinden çıkıyor.
Bu artık sadece tasarım tartışması da değil. Euro NCAP, en yüksek güvenlik puanı için sinyal, dörtlü flaşör, cam sileceği, korna ve acil çağrı işlevlerinin fiziksel kumandayla erişilebilir olmasını şart koşuyor. Yıllarca "ekran modern, düğme eski" diye ilerleyen varsayım, ölçülebilir bir güvenlik ölçütüyle tersine döndü.
Otomobilde en azından bir düzenleyici var. Fırında, çamaşır makinesinde, klimada yok. Dokunmatik panelli bir fırında ıslak elle sıcaklık düşürmeyi deneyen herkes bunun ne anlama geldiğini biliyor.
İyi çalışan neye benziyor
TiVo'nun uzaktan kumandası bu tartışmada hâlâ örnek gösteriliyor, çünkü ölçütü değiştiriyor. Butonlar birbirinden yalnızca yazıyla değil biçimle ve konumla ayrılıyor, yani karanlıkta cihaza bakmadan doğru tuşu bulabiliyorsunuz. Ölçüt "arayüz güzel mi" değil, "kullanıcı ürüne bakmadan işini bitirebiliyor mu" haline geliyor.
Aynı ölçütü ev aletine de uygulayabilirsiniz. En sık yapılan işlem kaç saniye sürüyor, kaç kez bakmak gerekiyor, eldivenle veya ıslak elle yapılabiliyor mu.
Karar donmadan önce yapılacaklar
- Köpükten veya 3D baskıdan maket çıkarıp kör kullanım testi yapmak: kullanıcı panele bakmadan hedef işlevi bulabiliyor mu.
- Sık kullanılan işlevleri tahmin etmek yerine ölçmek. Bağlantılı araçlarda ve beyaz eşyada bu veri zaten toplanıyor, çoğu zaman kimse bakmıyor.
- İlk üç işlevi menüden çıkarıp tek dokunuşa taşımak, geri kalanı derinlikte bırakmak.
- Düşük ışık, yaş kaynaklı görme kaybı ve titreyen el gibi koşulları tasarım aşamasında test etmek, lansmandan sonra şikâyet olarak öğrenmek yerine.
Bunların hepsi ucuz. Pahalı olan, bu testleri kalıp açıldıktan sonra yapmak.