Konu Başlıkları
Yükleniyor...

CHI'92'den Bugüne: Arayüz Tasarımında Tutan ve Tutmayan Tespitler

Kullanılabilirliğin Rekabet Unsuruna Dönüştüğü Konferans: CHI'92

CHI'92 Monterey'de toplandığında kullanılabilirlik hâlâ ürünün üzerine sonradan eklenen bir katmandı. Konferanstan çıkan tablo bunun tersini söyledi: donanım ve temel işlevler standartlaştıkça ayrım arayüzde kalıyordu. Aradan otuz yılı aşkın süre geçti ve o konferansın hangi tespitinin tuttuğu, hangisinin laboratuvarda kaldığı artık net.

Kullanılabilirlik bir ayrım noktası olarak

2.600'den fazla katılımcının toplandığı konferansın ana teması geleceği icat etmekti. Aslında icat edilen bir şey yoktu; olan biteni geç fark edip adını koydular. Temel işlevler kopyalanabilir hale geldiğinde geriye rekabet edilecek tek alan olarak kullanım kalır. Bu bir öngörü değil, pazarın zaten dayattığı bir sonuçtu.

Buradan çıkan pratik sonuç bugün de aynı: iki üründen biri diğerinin özellik listesini üç ayda yakalar, kullanım kalitesini yakalayamaz. Çünkü özellik listesi belirtimden okunur, kullanım kalitesi okunmaz.

Arayüz, kodun yarısıdır

Myers ve Rosson'ın aynı konferansta sunduğu geliştirici anketi, projelerdeki kodun yaklaşık yarısının arayüze gittiğini gösterdi. Oran o gün şaşırtıcıydı, bugün değil. Değişen tek şey bu kodun nereye taşındığı: durum yönetimi, form doğrulama, erişilebilirlik nitelikleri, ekran boyutuna göre davranış, hata ve boş durum ekranları. Toplam pay düşmedi (düştüğünü söyleyenlere pek inanmıyorum).

Bu sayının tasarım tarafı için anlamı şudur: bir arayüz kararının maliyeti kararı verirken görünmez. "Kullanıcı isterse bu alanı kendi düzenleyebilsin" cümlesi tasarım dosyasında tek satırdır. Kodda yeni bir durum, o durumun doğrulaması, doğrulama başarısız olduğunda gösterilecek mesaj, mesajın ekran okuyucuya duyurulması ve kaydedilmemiş değişiklikle sayfadan çıkma senaryosu demektir. Tasarım incelemelerinde en az sorulan soru budur ve en pahalıya patlayan sorudur.

Sadelik ile esneklik aynı anda savunulamaz

CHI'92 aktarımlarında yan yana duran iki bulgu var: seçenek sayısını azaltın, çünkü her seçenek kullanıcının karar yükünü artırıyor. Ve artan kullanıcı çeşitliliğine esnek çözümler üretin. Bu ikisi aynı yöne çekmez. Her yeni kullanıcı profili için eklenen ayar, sadelikten alınmış bir borçtur ve faizini bütün kullanıcılar öder.

İkisi arasında seçim yapmak da gerekmiyor, öncelik sırası koymak gerekiyor. Varsayılanı doğru seçin, geri kalan esnekliği ikinci katmana alın. Varsayılan doğruysa ayarların sayısı önemsizdir, kimse oraya bakmaz. Varsayılan yanlışsa hiçbir ayar sayısı onu kurtarmaz; kullanıcı ilk karşılaştığı ekranda ürünü değerlendirmesini bitirmiş olur. Ayar paneli, verilemeyen kararın saklandığı yerdir.

Ekranın dışına çıkma denemeleri

Konferansın en dikkat çeken kısmı ekranı terk eden arayüzlerdi: göz takibi, hareket analizi, fiziksel giriş cihazları, dijital masa, dansçıların hareketinden müzik üreten performanslar. Bunların büyük çoğunluğu laboratuvarda kaldı.

Sebebi ilgi eksikliği değil. Doğrudan dokunma tuttu, çünkü dokunmada nereye bastığınız bellidir ve yanlış bastığınızda geri alabilirsiniz. Göz takibi girdi yöntemi olarak tutmadı, araştırma aracı olarak kaldı; göz zaten sürekli hareket ettiği için niyetle gezinmeyi ayırmak mümkün olmuyor. Havada yapılan el hareketleri de aynı yerden düştü: hareketin başladığı ve bittiği an belirsiz, yanlış tetikleneni geri alma yolu yok. Klavye ve fare otuz yıl sonra hâlâ ayakta, çünkü ikisi de kesin ve geri alınabilir. Yeni bir etkileşim biçimi öneren herkesin önce bu iki maddeye cevap vermesi gerekir.

Bugüne kalan ölçü

CHI'92'den kalan şey bir teknik değil, bir soru: elinizdeki arayüz iddiasının uygulamada karşılığı var mı. Kullanılabilirliğin rekabet unsuru olduğu tespiti tuttu. Sadeliğin ve esnekliğin birlikte savunulabileceği varsayımı tutmadı, çünkü aralarındaki gerilim hiç çözülmedi, sadece varsayılanlara gömüldü. Ekranı terk eden arayüzler ise geri bildirim ve geri alma sorununu çözemedikleri sürece bir sonraki konferansta yeniden sunulacak.