Konu Başlıkları
Yükleniyor...

İnsan-Bilgisayar Etkileşimi: 1990'ın Öngörüleri Nerede Tuttu?

HCI Tarihi: Göz Takibi, Jest Eldivenleri ve Yazılım Ajanları

CHI'90 konferansında konuşulan şeyler bugünkü arayüzlerin taslağıydı: gözle kontrol, jest eldivenleri, kullanıcıyı tanıyan yazılım ajanları. Otuz yılı aşkın süre sonra bu üç öngörünün akıbeti birbirinden epey farklı çıktı. Hangisinin neden tuttuğuna bakmak, bugün verilen etkileşim kararları için de fikir veriyor.

Göz takibi girdi kanalı oldu, işaretçi olmadı

Öngörülerin en somut karşılığını bulanı göz izleme. Önce erişilebilirlik tarafında yerleşti: motor becerisi kısıtlı kullanıcılar için ekranı gözle sürmek uzun süredir gerçek bir kullanım biçimi, işletim sistemlerinin kendi göz kontrol katmanları da var.

Ama gözü fare imleci yerine koyma fikri tutmadı. Bakmak seçmek değil. Ekranda bir şeye baktığınızda onu çalıştırmak mı istiyorsunuz yoksa sadece okuyor musunuz, sistemin bunu bakıştan çıkarma yolu yok. Literatürde Midas dokunuşu diye geçen problem tam olarak bu. Çözüm her seferinde aynı yere varıyor: ikinci bir kanal. Bekleme süresi, bir tuş, ya da başparmakla işaret parmağını birleştirmek. Göz nereye bakıldığını söylüyor, onay başka yerden geliyor.

Peki bekleme süresine yaslanmak yeterli olmaz mıydı? Süreyi kısalttığınızda kullanıcı okurken yanlışlıkla tetikliyor, uzattığınızda arayüz sürünüyor; üstüne kalibrasyon kayması var, kullanıcı biraz kıpırdayınca isabet düşüyor. İkinci kanal bu yüzden konfor değil, zorunluluk.

Eldivenler öldü, kamera kaldı

DataGlove araştırma dünyasında, Power Glove ise oyun konsolu aksesuarı olarak jestle kontrolü denedi. Fikir yaşadı, donanım öldü. Bugün el hareketiyle kontrol eden sistemlerin neredeyse tamamı kamera ve görüntü işlemeye dayanıyor, kullanıcının üstüne bir şey giymesini istemiyor.

Buradan çıkan ders, giyilebilir cihaz tasarımının tekrar tekrar öğrendiği şey: kullanıcıdan istenen her hazırlık adımı, etkileşimin önüne konmuş bir vergidir. Eldiveni takmak on saniye sürüyorsa, on saniyeden kısa süren hiçbir iş o eldivenle yapılmaz.

Eldivenin götürdüğü tek şey dokunma geri bildirimiydi. Kamera onu geri veremiyor, bu yüzden sanal ortamda nesne tutmak hâlâ ikna edici değil; parmaklarınız nesnenin içinden geçiyor ve hiçbir şey sizi durdurmuyor.

Ajanlar: en isabetli, en eksik okunan tahmin

Kullanıcının geçmiş davranışına bakıp öneri üreten yazılım ajanı fikri, üç öngörü içinde bugün en fazla karşılık bulanı. Buna rağmen arayüz tarafındaki asıl mesele hiç konuşulmadan geçildi: öneri üretmek değil, önerinin yanlış olduğu durumu tasarlamak.

Bir ajanın dilindeki kesinlik ile isabet oranı arasında bağ yok. Arayüz bu ikisini ayırt edilebilir kılmıyorsa kullanıcı yanlış öneriyi de doğru gibi okur. İşe yarayan şeyler mütevazı ve eski: önerinin dayandığı kaynağı göstermek, tek tıkla geri almak, ajanın değiştirdiği alanı görünür işaretlemek. Peki ya kullanıcı geri almayı hiç denemezse? Denemesini beklemek yerine, geri dönülemez işlemleri ajanın erişemeyeceği yerde tutmak daha sağlam bir varsayım.

Ölçme tarafında ne değişti

Kullanılabilirlik değerlendirmesi yıllar içinde laboratuvar testinden uzman değerlendirmesine ve bilişsel yürüyüşe kaydı. Bunun sebebi çoğu zaman hız ve maliyetti, ama ikisi birbirinin ucuz ikamesi değil. Uzman değerlendirmesi kural kırıklarını yakalar: tutarsız etiket, kaybolan geri bildirim, standart dışı akış. Kullanıcı testi ise kimsenin öngörmediği yanlış zihinsel modeli ortaya çıkarır, ki bunlar tam olarak uzmanın göremediği hatalardır çünkü uzman sistemi zaten biliyor.

Ölçmenin az konuşulan bir parçası da arayüz iddiasının koddaki karşılığı. “Kullanıcı buradan geri dönebilir” cümlesi, geri dönüş düğmesinin durumu gerçekten eski hâline getirdiği anlamına gelmiyor; yarısı geri alınıyor, kalanı sunucuda kalıyorsa kullanıcı akış şemasında var olmayan bir yerde duruyor demektir. Bu tür kırıklar kullanıcı testinde hata olarak değil, kullanıcının kendini suçlaması olarak görünür.

Üç öngörünün ortak çizgisi

Donanıma dair tahminler tutmadı, etkileşime dair olanlar tuttu. Eldiven gitti, jest kaldı. Gözle imleç sürme gitti, bakışın bir girdi kanalı olması kaldı. Her yeni kanal aynı iki soruyu geri getiriyor: kullanıcının niyeti nereden okunuyor, onay nereden geliyor? Sesli arayüzlerde de, bugünün ajanlarında da tıkanma hep bu iki sorunun aynı kanala yüklenmesinden çıkıyor.