Web Metinlerinde Sadeleştirmenin Sınırı Nerede Başlıyor
Web metni tavsiyeleri neredeyse tek cümleye indi: sadeleştir, jargonu at, faydayı öne çıkar. Ortalama bir tanıtım sayfasında bu üçü işliyor. Her metinde işlemiyor. Nerede kazandırdığı ile nerede güven kaybettirdiği ayrılmadan uygulandığında ortaya anlaşılır ama hiçbir şey söylemeyen bir sayfa çıkıyor.
Sadelik okura göre tanımlanır
Bir terimin zor olması metnin özelliği değil, okurla arasındaki mesafenin adı. Sistem yöneticisine "de-duplikasyon" demek onu yavaşlatmıyor, hızlandırıyor; aradığı şeyin adı bu. Aynı kelime muhasebe müdürüne hiçbir şey taşımıyor. O yüzden metni denetlerken sorulacak soru "jargon var mı" değil, "bu sayfaya kim geliyor".
Bunu tahminle değil kayıtla cevaplayabilirsiniz. Site içi aramada yazılan kelimeler ve destek taleplerinde geçen ifadeler, okurun kendi sözlüğünü olduğu gibi veriyor. Karma trafik alan sayfalarda ise seçim yapmak gerekiyor: teknik okuru hedefleyip başlangıç seviyesindekine bağlantı bırakmak, iki kitleyi tek metinde memnun etmeye çalışmaktan iyi sonuç veriyor.
Fayda odaklı yazmanın ters döndüğü yer
"Özellik değil fayda yaz" kuralı hep aynı örnekle dolaşıyor: teknolojinin adını sil, kullanıcıya ne kazandırdığını yaz. Karşılaştırma yapan teknik alıcıda bu kural tersine çalışıyor, çünkü onun için özelliğin kendisi fayda. Yedekleme ürünü seçen biri "aynı dosyayı iki kez yedeklemezsiniz" cümlesini okuduğunda kararını verecek bilgiye hâlâ sahip değil: bu tekilleştirme dosya düzeyinde mi yapılıyor, blok düzeyinde mi? İkisi arasındaki fark aylık depolama faturasında görünüyor.
İşleyen düzen ikisini birleştiriyor. Cümlenin başında ne kazandığı, devamında hangi mekanizmayla. Mekanizmayı yazmayan metin ilgi topluyor, karar anında eleniyor.
Terimi atmak yerine ilk geçtiği yerde tanımla
Yaygın tavsiye burada kendi içinde çelişiyor: bir yanda terimleri metinden çıkarmayı söylüyor, öte yanda bilinmeyen terimleri sıkça sorulan sorular bölümünde açıklamayı öneriyor. Okuru cevap için başka bir sayfaya göndermek, cümleyi altı kelime uzatmaktan pahalı. Terimi ilk kullandığın yerde parantez içinde kısaca tanımlarsan hem o terimi arayan kullanıcı sayfayı bulur hem tanımı bilmeyen okur akıştan kopmaz.
Yüzde 1-2 anahtar kelime kuralı ölçülebilir değil
Yoğunluk tavsiyesi somut duruyor, uygulamada dağılıyor. 600 kelimelik bir metinde yüzde 1 ile 2 arası, altı ile on iki tekrar demek. Peki neyi sayıyorsunuz? Türkçede "yedekleme", "yedeklemenin", "yedeklerinizi" aynı kelime mi? Kök eşlemesi yapan araçla yapmayan araç arasında sayı ikiye katlanıp yarıya düşüyor, yani tutturmaya çalıştığınız aralık ölçüm yöntemine bağlı bir sayı. Konusunu gerçekten anlatan bir metinde o kelime kendiliğinden tekrar ediyor; oranı tutturmak için sonradan eklenen cümleler ise okurun ilk fark ettiği şey oluyor.
Sayı yerine kontrol edilebilir bir ölçüt var: başlık, ilk paragraf ve alt başlıklardan en az biri konuyu okurun kullandığı kelimeyle söylüyor mu. Buna bir bakışta karar verilir, araç gerekmez.
Yayına almadan önce metni ölçmek
Anlaşılırlığı tahminle değil şöyle ölçersin: beş kişiye yalnızca ilk paragrafı okutup "burada ne anlatılıyor, kime" sorusunun cevabını yazdırırsın. On beş dakika sürer, panel ya da anket aracı gerektirmez. Cevaplar birbirinden uzak çıkıyorsa sorun kelime seçiminde değil, metnin kime yazıldığının belirsizliğinde; sadeleştirmeye devam etmek o sorunu daha da gizler.
İkinci tur için aynı kişilere metnin gövdesini verip hangi cümleyi atlayarak geçtiklerini işaretlemelerini isteyebilirsiniz. Atlanan yerler genellikle bir şey söylemeyen bağlantı paragrafları oluyor, silmesi de en kolay kısım orası.