Kullanılabilirlik Testi için Görev Senaryosu Yazmak: Ölçüt ve Sıra
Görev senaryosu yazmak çoğunlukla bir ifade meselesi gibi ele alınıyor: doğru fiil, gerçekçi bağlam, yol göstermeyen cümle. Oysa senaryoların çoğu kelimeler yüzünden değil, kimin neye “tamamlandı” dediği belirsiz kaldığı için işe yaramıyor. Metin kurulurken üç yerde kırılıyor: ölçüt, sıra, müdahale eşiği.
Bağlam verin, kurgu yazmayın
“Ürünü sepete ekleyin” yerine bir hikâye kurmak doğru tavsiye, ama dozu sık kaçıyor. Katılımcıya dört cümlelik bir kurgu okutursanız ekranda gezinirken o kurguyu hatırlamakla uğraşır; bir kısmı da rol yapmaya başlar, ürünü gerçekten kullanmak yerine sizin ne beklediğinizi tahmin etmeye çalışır. İşe yarayan kısım motivasyon, dekor değil.
İki cümle çoğu görev için yeter: neden bu işi yapıyor, hangi kısıtla. “Hafta sonu için şehir dışında iki kişilik bir otel odası ayırın” cümlesi yönlendirme yapmadan amaç veriyor. Senaryoyu sözlü okumak yerine yazılı verin, katılımcı istediği an dönüp bakar.
Arayüz adlarını görev metnine sokmak aynı sorunun başka hali. “Ana menüden Ürünler sekmesine tıklayın” dediğiniz anda bulunabilirliği ölçmeyi bırakıp tıklama hızını ölçmeye başlarsınız. “Kişisel bilgilerinizi güncelleyin” ise katılımcının o menüyü kendi başına bulabildiğini gösterir. Aradaki fark kelime zevki değil, hangi soruyu yanıtlamayı seçtiğiniz.
Başarı ölçütü katılımcıya değil size yazılır
Örnek senaryolarda en sık geçen kalıp şu: “Arkadaşınıza uygun fiyata bir doğum günü hediyesi bulup satın alın.” Kulağa gerçekçi geliyor, oturumda ise her katılımcı “uygun fiyat”ı kendi kafasında tanımlıyor. Biri ilk gördüğü ürünü alıp iki dakikada bitiriyor, başka biri yedi dakika filtre deneyip vazgeçiyor. Elinizde iki tamamlama süresi var ama ikisi aynı görevin süresi değil.
Çözüm senaryoyu daraltmak değil, ölçütü önceden yazmak. Katılımcıya giden metin açık kalsın; sizin notunuzda görevin nerede bittiği gözlemlenebilir olsun: sipariş onay ekranına ulaşmak, rezervasyon kodunu görmek, kaydedilen adresi listede görmek. Başarısızlık tanımı da aynı yere yazılır, yoksa oturum sonunda “sanırım yapabildi” notuyla kalırsınız. Bütçe gibi bir değişken sonucu etkiliyorsa senaryoya sayı koyun; “500 liranın altında” demek gerçekçiliği bozmaz, karşılaştırılabilirliği kurtarır.
Görevler birbirine bulaşır
Görev listeleri genelde tek tek yazılıp sırayla uygulanıyor, oysa ikinci görev çoğu zaman birincinin bıraktığı durumu kullanır. Kayıt olmadan sipariş takip edilmez, sepet boşken ödeme adımı görünmez. Birinci görevde takılan katılımcı ikinciye diğerlerinden farklı bir noktadan girer; moderatör araya girip durumu elle düzeltir, o iki oturumun verisi artık aynı şeyi ölçmez.
Bu, senaryo yazılırken çözülecek bir iş. Görevleri olabildiğince bağımsız kurun; bağımlılık kaçınılmazsa sıralı akışı tek görev sayın ve hangi ara durumu kendinizin hazırlayacağını baştan belirleyin. Test hesabının sipariş geçmişi, kayıtlı kartı, yarım kalmış sepeti her katılımcıdan sonra bilinen bir noktaya dönmeli. Sıfırlama elle yapılıyorsa oturum araları birkaç dakika uzar ve yoğun bir günün beşinci katılımcısında bir adım mutlaka atlanır (sıfırlamayı tek komutluk bir işe indirmeyi bu yüzden zahmete değer buluyorum).
Müdahale etmeme kuralının sınırı
“İpucu vermeyin” kuralı yerinde, fakat tek başına bırakıldığında oturumu yakar. Kırk dakikaya beş görev koyduysanız ve katılımcı ikincisinde dokuz dakika dönüp duruyorsa bir bulgu kazanıp kalan üç görevi kaybetmiş olursunuz. Bu kararı oturum sırasında vermeyin.
Pratikte üç kademe iş görüyor:
- Belirlediğiniz süre dolana kadar konuşmayın; sessizlik rahatsız edici olsa da veri oradan geliyor.
- Süre dolduğunda görevi tamamlanamadı diye işaretleyip katılımcıya ne aradığını sorun.
- Sonraki göreve geçmek için gerekiyorsa eksik adımı siz tamamlayın ve notta belirtin.
Senaryo metni testin en görünür parçası, sonucu en az belirleyen parçası da o. Cümleleri cilalamak yerine ölçütü, görev sırasını ve müdahale eşiğini yazılı hale getirin; aynı listeyle çalışan iki moderatörün birbirine benzer veri üretmesi ancak böyle oluyor.