F Deseni Hedef Değil Uyarıdır: Web UX Tavsiyelerini Ayıklamak
Web UX yazılarının çoğu aynı beş maddede birleşir: sadelik, hız, mobil uyum, net menü, düzenli test. Liste yanlış değil ama maddeler arasındaki çelişkiyi gizliyor. Kullanıcının sayfayı taradığını söyleyip sonra F deseni çizmek, standarda uymayı öğütleyip ardından A/B testiyle standarttan sapmayı ödüllendirmek gibi.
Taramak, okumamak değildir
“Kullanıcı okumaz, tarar” cümlesi doğru ama yarım. İnsan bir sayfaya ilk geldiğinde gerçekten tarar, çünkü henüz doğru yerde olup olmadığını bilmiyor. Doğru yerde olduğuna karar verdiği anda okumaya geçer; bir hata mesajının nedenini arayan ya da iki paketi karşılaştıran biri satır atlamaz.
Pratikte şuna çıkıyor: sayfanın üst kısmı tarama için, gövdesi okuma için tasarlanır. Başlıkları kısaltıp altındaki metni de aynı telgraf üslubuyla yazarsanız, kalmaya karar vermiş okuyucuya verecek bir şeyiniz kalmaz.
F deseni bir hedef değil, arıza sinyali
Göz takibi çalışmalarından çıkan F deseni çoğu rehberde, tasarımın uyması gereken bir şablon gibi anlatılır. Nielsen Norman Group'un aynı araştırmada söylediği şey bunun tersidir: F, sayfa okuyucuya tutunacak bir şey vermediğinde ortaya çıkar. Alt başlık yok, liste yok, ilk kelimeleri anlamlı paragraflar yok; göz de mecburen sol kenara yapışıp aşağı kayıyor.
İstenen desen katmanlı okuma: göz alt başlıklar arasında zıplar, ilgisini çekeni bulunca o bloğu okur. İkisini yan yana “tarama desenleri” diye sıralamak, hastalıkla tedaviyi aynı listeye koymaktır. NN/g'nin konuyu anlattığı yazı farkı açıkça kuruyor.
Jakob Yasası nereye kadar
Jakob Yasası, insanların vaktinin çoğunu başka sitelerde geçirdiğini, dolayısıyla sizin sitenizden de onlara benzemesini beklediğini söyler. Navigasyonun yeri, logonun ana sayfaya gitmesi, sepetin sağ üstte durması: buralar tartışılacak yerler değil, çünkü sapmanın bedelini her ziyarette kullanıcı öder.
Yasanın bittiği yer, ürününüzün asıl işini yaptığı ekran. Orada konvansiyona yapışmak çoğu zaman rakibin çözümünü kopyalamak anlamına gelir. Benzemek istediğiniz yer çerçeve, ayrışmak istediğiniz yer çekirdek. A/B testi bu ayrımı görmez: menüyü standart dışına çıkaran bir varyant kısa vadede tıklama kazanabilir, ama testin ölçmediği şey ikinci ziyarette kaybedilen alışkanlıktır.
Hızın büyük kısmı tasarımın elinde değil
Yavaş sayfa şikâyetini genelde ön yüzden değil, sorgu ve önbellek tarafından çözerim; görseli 200 KB küçültmek, ilk baytı yarım saniyeden sonra getiren bir sayfayı kurtarmaz. Tasarımcının kontrol ettiği kısım da işe yarar (görsel boyutu, font yükleme sırası, ekrana ilk giren bloğun sadeliği) ama sırası ikincidir.
Laboratuvar puanlarına fazla güvenmemek gerekiyor. Boş bir demo sayfasında alınan yüksek skor, gerçek ziyaretçinin mobil bağlantıyla üçüncü taraf betiklerini indirdiği durumu temsil etmiyor. Bakılacak yer saha verisi: gerçek kullanıcılardan toplanan yükleme ve etkileşim süreleri.
Pahalıya mal olan klasikler
- Otomatik dönen karusel: ikinci slayta bakan neredeyse kimse yok, ama hepsi indiriliyor.
- Yalnızca hover ile açılan menü ya da ipucu: dokunmatik ekranda karşılığı yok.
- Açık gri üstüne biraz daha açık gri: kontrast düştüğünde metin, gözü iyi olan için bile yorucu hale geliyor.
- Üç seviyeden derin menü: kullanıcının yolunu değil, şirketin organizasyon şemasını yansıtır.
SEO bağı sanıldığı kadar doğrudan değil
“İyi UX iyi SEO demektir” cümlesi rahatlatıcı ama mekanizmayı atlıyor. Arama motorunun doğrudan ölçtüğü şeyler sınırlı: sayfa hızının saha verisi, mobil uyum, düzen kayması gibi teknik sinyaller. Menünüzün ne kadar anlaşılır olduğunu ölçen bir sıralama faktörü yok.
Bağ dolaylı kuruluyor. İşine yarayan sayfayı insan paylaşıyor, ona geri dönüyor, aradığını bulamadığında sonuç listesine dönüp başka bağlantıya tıklamıyor. Sıralamaya etki eden bu davranış zinciri, sayfadaki başlık hiyerarşisinin kendisi değil. Yani web UX'i SEO için değil kullanıcı için düzeltirsiniz; arama tarafı ikinci dereceden gelir. Tersini yapanların elinde arama motoru için yazılmış, kimsenin sonuna kadar okumadığı sayfalar kalıyor.