Beşinci Nesil Bilgisayarlar ve Arayüzde Geriye Kalan Miras
Beşinci nesil bilgisayar projesi, bilgisayarla konuşulan bir gelecek vaat etti ve vaadin büyük kısmı tuttu. Tutturan teknoloji ise projenin üzerine bahse girdiği teknoloji değildi. Arayüz tarafında geriye ne kaldığına bakmak, bugünün doğal dil arayüzleri hakkında da bir şey söylüyor.
Vaat neydi
1980'lerin başında Japonya'da kurulan proje, bilgisayarın topluma "hava gibi" yayılmasını hedefliyordu. Hedef listesinde yaşlanan nüfusa çözüm üretmek, ömür boyu öğrenimi desteklemek ve doğal dille iletişim vardı. Teknik bahis ise dardı: mantıksal programlama, uzman sistemler ve paralel çıkarım makineleri. Yani kurallar yeterince iyi yazılırsa makine insan gibi akıl yürütecekti.
Sputnik etkisi
Projenin en ölçülebilir sonucu kendi çıktıları değil, tetiklediği rekabet oldu. İngiltere Alvey programını, Avrupa Esprit'i, ABD kendi araştırma konsorsiyumlarını başlattı. Peki bu bütçelerin ne kadarı akıl yürüten makineye, ne kadarı insan-bilgisayar etkileşimine gitti? Arayüz araştırmaları uzun süre yapay zekâ başlığının yan kaleminde ilerledi ve bugün elimizde kalanların önemli bölümü o yan kalemden çıktı.
1988 konferansında masaya konanlar
Uluslararası Beşinci Nesil Bilgisayarlar konferansının arayüz tarafı, akıl yürüten makineden çok daha somuttu. Hiper metin yapıları, çoklu ortam sistemleri, bilgisayar destekli müzik ve interaktif görsel düzenleme örnekleri sunuldu. Japon ekipler karakter setlerine ve fiziksel ofis nesnelerinin dijital karşılıklarına odaklandı; elektronik silgi bunların en anlaşılır örneğiydi. Singapur'dan gelen grafik editörleri ise hiper metin içinde gezinme konusunda o dönem için ileri sayılıyordu.
Aynı oturumlarda tartışılan bir ayrıntı hâlâ çözülmedi: "geri al" kavramının dile ve kültüre taşınması. Sorun kelimenin çevirisi değil, kapsamı. Kullanıcı geri al dediğinde son tuş vuruşu mu, son işlem mi, son kaydedilmiş durum mu geri geliyor? Bir projede bu soruya net cevap veremediğimiz için düğmeyi tamamen kaldırıp yıkıcı işlemi onaya bağlamıştık. Kapsamı belirsiz bir geri alma, hiç geri alma olmamasından daha kötü çalışıyor, çünkü kullanıcı denemeye cesaret ediyor ve sonucu tahmin edemiyor.
Kazanan yöntem, kaybeden bahis
Vaat tuttu. Doğal dille makineye iş yaptırıyoruz. Ama bunu getiren mantıksal programlama ve uzman sistemler olmadı, istatistiksel yöntemler ve makine öğrenimi oldu. Asıl ilginç olan, dönüşün işaretinin aynı konferansta verilmiş olması: Herb Simon'un öğrenmeye dayalı sistemlere geçiş öngörüsü, kural yazmaya dayanan ana bahsin yanında bir yan başlıktı. Yan başlık kazandı.
Proje bu yüzden başarısız mı sayılmalı? Hedef tutanağına bakılırsa evet, çıkardığı donanım ve dil bugün müzelik. Ama on yıl boyunca paralel işleme, doğal dil ve arayüz araştırmalarını fonlayan bir yapıya "başarısız" demek, sonucun tamamını nihai ürüne bakarak ölçmek olur. Araştırma programlarında yan çıktılar çoğu zaman ana hedeften uzun ömürlü.
Arayüze bakınca ne değişti
Doğal dil arayüzünün bugünkü asıl sorunu anlama değil, keşfedilebilirlik. Menü ve komut listesi yapılabileceklerin sınırını gösterir, boş bir metin kutusu göstermez. 1988'de hiper metin için sorulan "kullanıcı nerede olduğunu nasıl bilecek" sorusu sohbet arayüzünde aynen duruyor, üstüne bir de geri alınabilirlik sorunu binmiş durumda. Model bir işlemi çalıştırdıysa onu geri almanın arayüzdeki karşılığı çoğu üründe yok; kullanıcıya kalan tek çare yeni bir cümleyle durumu tarif etmek oluyor.
Doğal dili tek giriş yolu yapmak yerine görünür kontrollerin yanına koymak, ölçülebilir biçimde daha az hata üretiyor. Kullanıcının ne yapabileceğini arayüzden okuması, sistemin ne anladığını cümleden tahmin etmesinden kolay. Peki ya doğal dil gerçekten tek yol olmak zorunda olsaydı? O zaman da bedeli, sistemin yaptığı her işlemi geri alınabilir tutmak olurdu ve bu, arayüz kararı değil mimari kararıdır. Bunun uygulamadaki karşılığı, her işlemin tersine çevrilebilir bir kayıt bırakması demek; sonradan eklenmesi en pahalı özelliklerden biri.