Konu Başlıkları
Yükleniyor...

Film Arayüzleri Kimin İçin Tasarlanır?

Sinemadaki Kullanılabilirlik Hataları ve Gerçek Arayüz Tasarımı

Filmlerdeki bilgisayar ekranlarına bakıp "gerçekte böyle olmaz" demek kolay. Daha ilginç soru şu: o ekranlar kimin işini kolaylaştırmak için tasarlandı? Cevabı bilirsek hangi sahnenin gerçek bir kullanılabilirlik hatası olduğunu, hangisinin bambaşka bir problemin doğru çözümü olduğunu ayırabiliriz.

Film arayüzünün kullanıcısı izleyicidir

Bir film arayüzünün karşılaması gereken şartları sıralayın: on metre uzaktaki koltuktan okunacak, ekranda ortalama iki saniye kalacak, kimse ona dokunmayacak ve ne yaptığı tek bakışta anlaşılacak. Bu şartlarla tasarlanan bir ekran devasa puntolu olur, ekranda tek bir mesaj taşır, ilerlemeyi animasyonla gösterir.

Yani "Erişim Reddedildi" yazan o kırmızı tam ekran, kendi brief'ine göre başarılı bir tasarım. Gerçek sistemlerde de aynı mesaj var elbette, sadece 12 puntoluk gri bir satır halinde ve kimse okumuyor (asıl kullanılabilirlik hatası da orada duruyor). Filmi eleştirirken sık sık ters tarafa geçiyoruz.

Peki gerçekten yanlış olan ne?

Herkesin her sistemi anında çözmesi

Karakterin yabancı bir tesisin kontrol yazılımını yirmi saniyede kavraması, filmin en çok tekrarlanan varsayımı. Buradaki hata öğrenilebilirlikle keşfedilebilirliği aynı şey sanmak. Bir arayüz keşfedilebilir olabilir, yani mevcut eylemler görünürdür; ama o eylemlerin hangi sırayla yapılacağını bilmek alan bilgisi ister. Santral operatörünün ekranı sezgisel olmadığı için değil, işin kendisi öğrenilmesi gerektiği için hemen kullanılamaz.

Havada jestle çalışan üç boyutlu arayüzler

Minority Report'un vitrin sahnesi yirmi yıldır kopyalanıyor, kimse o şekilde çalışmıyor. Sebebi estetik değil, fiziksel: kolu omuz hizasında havada tutmak dakikalar içinde yoruyor, literatürde bu "goril kolu" diye geçiyor. Sekiz saatlik bir mesai bir yana, on dakikalık bir görev bile ergonomik olarak sürdürülemez. Jest, kolun destekli olduğu ya da hareketin kısa sürdüğü yerlerde işe yarar.

İki sistemin saniyeler içinde konuşması

Dizüstü bilgisayarı yabancı bir uyduya bağlayıp veri çekme sahnesi, listenin en gerçek dışı maddesi. Entegrasyonun zor kısmı bağlantı değil, iki tarafın aynı alana aynı ismi vermemesi. Arayüz tarafında bu şöyle görünür: tasarımda "müşteri kaydını buradan getiririz" diye çizilen ekran, iki sistemde müşteri tanımı farklı olduğu için aylarca yapılamaz. Bir ekran akışı çizerken arkasındaki verinin gerçekten o biçimde var olup olmadığına bakmak, sonradan çöpe giden tasarımların yarısını engeller.

Sesli komut: mesele modalite değil, seçenek kümesi

Star Trek'in konuşan bilgisayarına bakıp "ses işe yaramaz, buton daha iyi" demek fazla acele bir yargı. Sesin işe yarayıp yaramaması, kullanıcının hedefi adlandırıp adlandıramamasına bağlı. "Annemi ara", "on dakikaya alarm kur" gibi komutlarda hedef tek ve isimli, ses en hızlı yol. Buna karşılık kullanıcı hangi seçeneklerin var olduğunu bilmiyorsa ses çuvallar, çünkü göremediği bir kümeden seçim yapamaz.

Ya arada kalan durumlar? Elleri dolu bir kullanıcı, gürültülü bir mutfak, üç seçenekli bir onay. Bu durumda sesle giriş alıp ekranda görsel teyit vermek çoğu zaman en makul karma çözüm oluyor. Filmlerin atladığı da bu: kahraman komutu veriyor, sistem hiç "şunu mu demek istediniz" diye sormuyor.

Filmden alınabilecek asıl ders: uzaktan okunabilirlik

Sinema arayüzlerinin abartılı diye geçiştirilen özellikleri, aslında belirli bir bağlamın doğru çözümü. Ekranı uzaktan okunacak her yerde aynı kısıtlar geçerli: havaalanı bilgi panosu, üretim hattındaki durum ekranı, ofis duvarındaki gösterge paneli, mutfaktaki sipariş ekranı.

O bağlamlarda film mantığı doğru mantıktır. Ekranda tek bir asıl bilgi bulunur, punto masaüstünde kullanacağınızın birkaç katıdır, renk kontrastı yüksektir, durum değişimi hareketle duyurulur, kullanıcı ekrana bir saniyeden az bakar. Duvara astığınız panoyu kendi masanızdaki monitörde tasarlayıp onaylıyorsanız yanlış mesafeden bakıyorsunuz demektir; ekranı gerçek mesafeye götürüp okunuyor mu diye bakmak, tasarım kararının en ucuz testi.

Geri kalanında, yani klavyeyle çalışılan ve saatlerce açık kalan arayüzlerde, filmin verecek bir şeyi yok. Orada tek bakışta anlaşılmak değil, yüzüncü kez kullanıldığında yormamak asıl ölçüttür.