Üniversite Sitelerinde Başvuru Deneyimi: Adayın Dört Sorusu
Aday öğrenci üniversite sitesine gezinmeye değil, birkaç somut sorunun cevabını almaya gelir. Sorular hemen hemen herkes için aynı, cevapların nerede durduğu ise siteden siteye değişiyor. Başvuru deneyiminin büyük kısmı, o cevapların kaç tıklama uzakta olduğuyla belirleniyor.
Adayın dört sorusu
Başvuru öncesinde aranan şey büyük ölçüde sabit:
- İstediğim program burada var mı?
- Ücreti ne, burs alabilir miyim?
- Puanım tutuyor mu?
- Kampüs ve barınma bana uygun mu?
Bu dört sorunun cevabı çoğu sitede vardır, ama dördü dört ayrı bölümde durur ve aralarında bağlantı yoktur. Peki aday ana sayfaya hiç uğramazsa? Arama motorundan gelen ziyaretçi genellikle doğrudan bir program sayfasına düşer. O sayfa ücretten söz etmiyorsa aday menüde ücret aramaz, geri tuşuna basar. Program sayfasını sitenin ortasındaki bir yaprak gibi değil, tek başına ayakta durması gereken bir giriş kapısı gibi kurmak gerekiyor.
Ücret sayfada mı dursun, PDF'te mi
Ücret ve burs bilgisini sayfada düz metin olarak yayımlamayı, indirilebilir bir katalog PDF'ine gömmekten belirgin biçimde daha güvenilir buluyorum.
Gerekçesi teknik. PDF arama sonuçlarında parçalanır, telefonda yakınlaştırma ister, ekran okuyucuda sırası bozulur. En kötüsü de üzerinde tarih yoksa hangi yıla ait olduğunun anlaşılmaması. Sayfadaki bir tablonun yanına son güncelleme tarihi yazmak bir satırlık iş. Aynı bilgiyi PDF'te tazelemek, dosyayı yeniden üretip o dosyanın kaç yere bağlandığını bulmak demek.
Online programda belirsiz kalan yer
Program sayfalarında en sık eksik olan şey, formatın günlük hayata tercümesi. Asenkron yazıyor, ama haftada kaç saat? Canlı ders varsa saati çalışan biri için ulaşılabilir mi? Bir de toplam sürenin kaç dönem olduğu var ki bunu genelde ancak yönetmelik dosyasının içinde bulursun.
Lisansüstü adayının sorusu aslında program değil takvim: bunu mevcut hayatıma sığdırabilir miyim? Format, mezuniyet için gereken süre ve öğrencinin içeriği ne kadar kendi temposunda alabileceği aynı yerde yazıyorsa, sonradan gelen e-postaların çoğu hiç yazılmaz.
Kişiselleştirmenin çarpım sorunu
Aday odaklı iletişim denince akla önce mesajı kişiye göre değiştirmek geliyor. Mantıklı görünüyor, ama maliyeti sessizce büyüyor.
Üç ilgi alanı, dört bölge ve iki eğitim kademesi için ayrı metin yazmaya kalkarsan elinde 24 varyant olur. Başvuru takvimi bir kere değişince hepsinin güncellenmesi gerekir. İki hafta sonra bazıları eski tarihi göstermeye başlar ve kişiselleştirme, ilgi çekmek yerine güven kaybettirir.
Pratikte iki boyut yetiyor: aday hangi programla ilgilendi, hangi aşamada (henüz bakıyor mu, başvurdu mu). Geri kalanı tek ve iyi yazılmış bir metinle geçmek, yirmi dört yarım metinden daha iyi sonuç veriyor. Sadece ada hitap eden bir e-posta ise zaten kişiselleştirme sayılmıyor, aday bunu ilk satırda tanıyor.
Başvuru formunun kendisi
Sitenin bütün iyi niyeti forma gelince sınanıyor. Aday çoğunlukla telefondan, belgelerinin bir kısmı elinde olmadan başlıyor.
Yarıda kaydedilebilen form ile kaydedilemeyen form arasındaki fark bir tasarım ayrıntısı değil, doğrudan başvuru sayısı farkı. Kaydetme yoksa aday diplomasını aramaya gittiğinde oturum düşer ve baştan başlar. İkinci kez başlamayanları kimse ölçmez, çünkü onlar raporda yarım kalmış bir oturumdan ibaret.