Konu Başlıkları
Yükleniyor...

Hipermetinin Tarihi ve Web'in Tek Yönlü Bağlantı Tercihi

Memex'ten WWW'ye: Hipermetin Sistemlerinin Kısa Tarihi

Hipermetin fikri webden kırk yıl eskidir ve o kırk yılda denenen sistemlerin çoğu, bugün kullandığımız bağlantıdan teknik olarak daha yetenekliydi. Yine de yaygınlaşan, en zayıf bağlantıyı öneren sistem oldu. Bu tersliğin sebebi, arayüz kararı verirken hâlâ işimize yarıyor.

1945: Bağlantı değil, iz

Vannevar Bush'un As We May Think makalesinde tarif ettiği Memex, mikrofilm okuyan mekanik bir masaydı. İlgi çekici tarafı depolama kapasitesi değil, Bush'un asıl derdiydi: bilgi bulunamıyor değildi, sınıflandırma sistemleri insanın düşünme biçimine benzemiyordu. Bush'un önerisi, kullanıcının iki belge arasında kendi bağını kurması ve bu bağların bir iz olarak saklanmasıydı.

Buradaki ayrım bugün kaybolmuş durumda. Memex'te değerli olan tek tek bağlantılar değil, bir araştırmacının belgeler arasında bıraktığı yoldu. Tarayıcı geçmişi bunun soluk bir kopyası: sıralı, adsız, paylaşılamaz. Kürasyonun neden bu kadar zor bir ürün problemi olduğunu düşünürken bu farkı hatırlamakta fayda var.

Terimi koyan ve sistemi kuran ayrı kişilerdi

"Hipermetin" kelimesini 1965'te Ted Nelson ortaya attı. Xanadu projesinde hayal ettiği şey, bugünkü web değil: bağlantılar iki yönlüydü, alıntı belgenin içine kopyalanmıyor kaynağından çağrılıyordu, hiçbir sürüm silinmiyordu ve alıntılanan yazara telif akıyordu.

Doug Engelbart aynı yıllarda çalışan bir sistem kurdu. 1968'deki demoda NLS ile birlikte fare, ekranda pencereler, canlı ortak düzenleme ve belgeler arası çapraz referans aynı sahnede görüldü. Brown Üniversitesi'nde Andries van Dam ekibinin geliştirdiği Hypertext Editing System ve ardından FRESS ise ilk çalışan hipermetin editörleriydi; HES'in IBM tarafından Apollo görev dokümantasyonunda kullanıldığı aktarılır.

Sonraki yirmi yıl bu fikrin metnin dışına taşmasıyla geçti. MIT'de 1978'de yapılan Aspen Movie Map, videodisk üzerinden bir şehri gezdiriyor ve mevsimler arasında geçiş yaptırıyordu. Xerox PARC'ta NoteCards, kart ağları üzerinden yapılandırılmış düşünmeyi denedi. Hyperties müze ve eğitim içeriklerinde okunabilir bağlantıyı test etti. 1986'da Guide ilk ticari hipermetin yazılımı olarak satıldı, HyperCard ise HyperTalk sayesinde programcı olmayan insanların kendi bağlantılı yığınlarını kurmasını sağladı.

Peki neden Xanadu değil de web?

Tim Berners-Lee'nin 1989'da CERN'de yazdığı öneri, listedeki sistemlerin çoğundan daha az şey yapıyordu. Bağlantı tek yönlüydü, hedef belgenin kendisine bağlanıldığından haberi yoktu, hedef kaybolduğunda bağlantı sessizce bozuluyordu. Xanadu'nun çözdüğü problemlerin hiçbiri çözülmemişti.

Kazandıran da tam olarak buydu. İki yönlü bağlantı, tanımı gereği her iki tarafın da kaydı güncellemesini gerektirir; yani bir belgeyi yayımlamak için bağlandığınız her hedefin sisteme katılmış ve yazma iznini vermiş olması gerekir. Tek yönlü bağlantıda ise yayımlama maliyeti sabittir, kendi belgenize bir satır yazarsınız ve kimseden onay almazsınız. Bir ağın büyüme hızını belirleyen şey, tek bir düğüm eklemenin kaç tarafla anlaşma gerektirdiğidir. Web'de bu sayı bir, Xanadu'da iki. Aradaki fark küçük görünür, ölçekte belirleyicidir.

Bedeli de aynı yerden çıkıyor: kırık bağlantı bir arıza değil, bu tasarımın kabul edilmiş sonucu. Arşivlemeyi ciddiye alıyorsan alıntıyı bağlantıya emanet etme, kritik cümleyi tarih ve kaynak adıyla birlikte metnin içine al. Bağlantının hedefi senin sunucunda değilse o içerik senin değil, kiralık.

"Hiperuzayda kaybolmak" hâlâ aynı problem

Seksenlerin hipermetin literatüründe tekrar eden bir şikâyet vardı: kullanıcı bağlantıları takip ede ede nerede olduğunu ve nasıl geldiğini kaybediyordu. Jeff Conklin'in 1987 tarihli derlemesi bunu doğrudan sistemlerin ortak zayıflığı olarak sayar.

O dönemde önerilen çareler bugün arayüzlerde standart: genel bir harita görünümü, geri dönüş yolu, bulunulan yeri gösteren bir işaret. Breadcrumb, kenar çubuğundaki bölüm ağacı ve okuma ilerleme çubuğu aynı problemin farklı cevapları.

İlginç olan, problemin tam çözülmemiş olması. Uzun bir dokümantasyon sitesinde arama sonucundan doğrudan bir alt başlığa düşen kullanıcı, hangi ürünün hangi sürümünün hangi bölümünde olduğunu çoğu zaman bilmez. Sayfa kendi bağlamını taşımıyorsa navigasyon menüsü bunu telafi etmez, çünkü kullanıcı o menüden geçerek gelmedi. Her sayfayı giriş sayfası kabul edip başlığın altına bağlamı bir satırla yazmak, üç seviyeli bir menü ağacından daha çok işe yarar.

Tarihin bıraktığı iki soru

Hipermetin tarihinden bugüne kalan asıl miras, teknik bir standart değil, iki tercih. Birincisi, bağlantının kimin izniyle kurulacağı: merkezi ve tutarlı mı, dağıtık ve bozulabilir mi? İkincisi, kullanıcının nerede olduğunu sistemin mi hatırlaması gerektiği, kullanıcının mı?

Web ikisinde de aynı yöne gitti, sorumluluğu kullanıcıya ve içerik üreticisine bıraktı. Bu yüzden her bağlam ipucu, her geri dönüş yolu, her kalıcı adres bilinçli bir telafi. Kurmayı unuttuğunuzda sistem size hata vermez, sadece kullanıcı kaybolur.