Konu Başlıkları
Yükleniyor...

Bedeni Arayüz Olarak Kullanmak: Nerede Çalışır, Nerede Çalışmaz

Beden Tabanlı Giriş Yöntemlerinin Pratik Sınırları

Avuç içine dokunarak komut vermek, kulak memesine kaydırarak sesi açmak. Beden tabanlı giriş on beş yılı aşkın süredir laboratuvarlarda deneniyor ve demolar hep etkileyici görünüyor. Etkileyici demo ile gündelik kullanım arasındaki mesafeyi belirleyen üç şey var: kaç komutu ayırt edebildiğiniz, kullanıcının bu komutları nasıl öğrendiği, ve yanlışlıkla tetiklendiğinde ne olduğu.

Bedenin giriş yüzeyi olarak avantajı

Bir ekrana dokunmak için önce ekrana bakmanız, elinizi ona götürmeniz ve doğru bölgeyi bulmanız gerekir. Kendi avucunuza dokunmak için bunların hiçbirini yapmıyorsunuz. Propriyosepsiyon, yani bedenin kendi konumunu bilme duyusu, hedefi görsel arama olmadan buluyor. Karanlıkta, cepteki telefona bakmadan, koşarken.

Beden ayrıca her zaman yanınızda ve pil gerektirmiyor. Cihaz tarafında sensör var elbette, ama etkileşim yüzeyinin kendisi ek bir donanım değil. Skinput gibi erken çalışmalar kol üzerindeki dokunuşu biyo-akustik olarak algılamayı denedi, kulak tabanlı denemeler ise kulak kepçesinin sabit ve elle kolay bulunan geometrisinden yararlandı.

Propriyosepsiyon hassas, ama ne kadar hassas?

Burada sınır başlıyor. Bedeninizin bir bölgesini gözünüz kapalı bulmak kolay, o bölgenin içinde küçük hedefleri birbirinden ayırmak değil. Avuç içini bir ekran gibi düşünüp üzerine dokuz tuşluk bir klavye yerleştirdiğinizde, kullanıcı komşu hedeflere kayıyor ve düzeltme için bakmak zorunda kalıyor. Baktığı anda yöntemin tek gerçek avantajı gidiyor.

Pratikte güvenilir şekilde ayırt edilen hedef sayısı bir avuç kadar: parmak uçları, avuç ortası, bilek, kulak kepçesinin üstü ve memesi gibi anatomik olarak belirgin noktalar. Bu, beden tabanlı girişin ne olduğunu da söylüyor. Ekranın yerine geçen bir arayüz değil, ekranın üstüne konan kısa bir kısayol katmanı. Üç ila beş komut için tasarlayın, menü hiyerarşisi kurmaya çalışmayın.

Görünmeyen arayüzün menüsü de yok

Ekran, hangi komutların var olduğunu kendisi gösterir. Beden göstermez. Avucunuzda hangi bölgenin neye karşılık geldiğini kullanıcıya söyleyen görsel bir işaret yok, dolayısıyla her komut ezberlenmek zorunda.

Ezber kapasitesi, ayırt edilebilir hedef sayısından daha dar bir sınır getiriyor. Kullanıcı haftada bir kullandığı bir jesti hatırlamaz. Bu yüzden beden tabanlı komutları günde birkaç kez tekrarlanan işlere bağlayın: sesi değiştirmek, aramayı reddetmek, çalan alarmı susturmak. Ayda bir kullanılan bir ayarı buraya koymak, kullanıcıya öğrettiğiniz şeyin unutulmasını garanti eder.

Öğretme anı da tasarımın parçası. Jesti ilk kez kullanıcıya gösterdiğiniz yer, cihazın kutusundaki kılavuz değil, kullanıcının o işi ekrandan yaptığı andır. Ekranda işlemi tamamladıktan sonra kısa bir hatırlatma göstermek, kurulum sırasında hepsini arka arkaya öğretmeye çalışmaktan daha iyi tutuyor.

Asıl maliyet: yanlış tetiklenme

Beden tabanlı giriş çalışmalarında en sık raporlanan sayı tanıma başarısıdır. Bu sayı tek başına yanıltıcı. Kullanıcı kulağını kaşıdığında ses kısılıyorsa, tanıma oranının yüzde doksan sekiz olması hiçbir şey ifade etmez.

Bu tür bir arayüzü değerlendirirken doğruluk oranına değil, birim zamandaki yanlış tetiklenme sayısına bakın: kullanıcı jesti hiç yapmadan geçirdiği bir günde sistem kaç kez tetiklendi? Eşiği gevşetmek tanımayı yükseltir ve yanlış tetiklenmeyi de yükseltir, ikisi aynı kadranın iki ucudur. Kısayol katmanında doğru taraf bellidir: kaçırılan bir jesti kullanıcı tekrarlar, yanlış tetiklenen bir jest ise yaptığı işi bozar ve güveni bir kerede tüketir. Eşiği sıkı tutun.

Kullanıcının jesti ne zaman kastettiğini anlamak için bağlam sinyalleri işi kolaylaştırıyor: cihaz takılı mı, ekran açık mı, kullanıcı hareket halinde mi. Tek bir sensörden gelen sinyale karar verdirmek yerine, ucuz bağlam kontrolleriyle jestin geçerli olduğu pencereyi daraltmak, aynı sensörle çok daha temiz bir sonuç veriyor.

Gerçekten işe yaradığı yerler

Eller doluyken veya kirliyken çalışan ortamlar bu yöntemin en net kazandığı yer. Steril alanda ekrana dokunmadan bir ayarı değiştirmek, mutfakta, atölyede, sürüş sırasında aynı ihtiyaç. Kulak içi cihazlar da uygun: ekran zaten yok, komut sayısı zaten az, kulak elle kolay bulunuyor.

Erişilebilirlik tarafında yaygın bir varsayımı düzeltmek gerekiyor. Beden tabanlı giriş görme engelli kullanıcılar için gerçekten güçlü, çünkü görsel arama gerektirmiyor. Ama yöntemin kendisi dokunma duyusunun ve motor kontrolün beklendiği gibi çalıştığını varsayıyor. Nöropati, tremor veya uzuv farklılığı olan kullanıcılarda bu varsayım tutmuyor. Beden tabanlı komutu erişilebilirlik çözümü diye tek başına sunmak yerine, aynı işlevin ekrandan ve sesle de yapılabildiği bir alternatif olarak bırakın.

Bedene entegre arayüzler ve mahremiyet

Bu arayüzlerin çoğu sürekli dinleyen bir sensöre ihtiyaç duyuyor: mikrofon, kamera, ivmeölçer. Jesti yakalamak için sistemin, jest yapılmadığı zamanlarda da veri işlemesi gerekiyor.

Buradaki tasarım kararı ürünün geri kalanından bağımsız değil. İşlemeyi cihaz üzerinde tutup ham veriyi hiç göndermemek maliyetli ama savunulabilir bir tercih, ham sinyali buluta taşımak ise kullanıcıya açıklanması zor bir tercih. Kullanıcıya hangi verinin nerede işlendiğini söyleyemiyorsanız, jestin ne kadar doğal hissettirdiği ikinci planda kalıyor.